banner38

Bülent Akarcalı: "8 milyon nüfusuyla İsveç bunu başardıysa 400 binlik nüfusuyla KKTC’de başarabilir"

Bülent Akarcalı Milliyet Gazetesi’nde yer alan ‘KKTC’de yol ayrımı’ başlıklı köşe yazında, bir dönem Kıbrıs’ta trafiğin değişmesi çabalarından bahsederek yine ‘Trafiği sağa alalım!’ önerisini yaptı.

Bülent Akarcalı: "8 milyon nüfusuyla İsveç bunu başardıysa 400 binlik nüfusuyla KKTC’de başarabilir"
banner37
banner23

Türkiye Cumhuriyeti’nde uzun yıllar ANAP Partisi’nden İstanbul Milletvekilliği, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Turizm Bakanlığı da yapan Bülent Akarcalı Milliyet Gazetesi’nde yer alan ‘KKTC’de yol ayrımı’ başlıklı köşe yazında bir dönem Kıbrıs’ta trafiğin değişmesi çabalarından bahsederek yine ‘Trafiği sağa alalım!’ önerisini yaptı.

Yazısında; KKTC’nin tanınmasa da ayrı bir devlet olduğunu göstermek ve Kıbrıslı Türklerin, Rumlarla bir arada yaşayamayacağını kanıtlamak amacıyla, solda olan KKTC trafiğini sağa aldırmak için çok uğraştığını, ancak ülkedeki araç sayısı azken bunu başarmanın çok kolay olmasına rağmen bu önerisini hayata geçiremediğini anlatan Bülent Akarcalı şu ifadeleri kullandı;

"Bugün bu teklif biraz fantezi gibi görünse de KKTC’de belirli bir hazırlık süresinden sonra trafiği sağa almak KKTC’nin kararlılığını tüm dünyaya duyuracak bir  yöntem olacaktır. Zamanında 8 milyon nüfusuyla İsveç bunu başardıysa 400.000’lik nüfusuyla KKTC’de başarabilir. Hatta trafiği sağa alacağız diyerek niyet ifade etmek dahi ilk başta yeterli olur. Unutmayın “Şeytan azap da gerek” diye atalarımız boşuna söylememiştir. Biraz da Rumlar düşünsün!"

İşte Bülent Akarcalı'nın KKTC'yi konu aldığı köşe yazının tam metni;

'KKTC’de yol ayrımı

Prof. Dr. Hasan Ünsal uzun yıllardır tanıdığım, Türk dış politikasına derinden sahip, sakin mizacıyla keskin analizler yapabilen dolayısıyla gerçekçi öneriler geliştiren akademisyenlerimizden biridir. Milliyet’te yayınlanan röportajında, ABD ve AB’nin tek devlet ısrarının altında yatan ve şimdiye kadar üzerinde pek  düşünülmemiş çok önemli bir noktaya değindi:

ABD ve AB’nin niyeti

Türkiye’nin vetosundan dolayı NATO’ya üye yapılamayan mevcut Kıbrıs’ın eğer KKTC ve Türkiye kabul ederse, Federe de olsa tek devletli Kıbrıs’ın NATO’ya alınarak, ABD’nin Orta Doğu’ya daha da hakim olmasına, İsrail’e daha çok güvence verilmesine hatta ileride, ortam elverirse, NATO’ya üye yapılmasına, Irak’ta PYG/YPG’nin siyasi bir yapıya dönüştürülmesiyle bölgede hem ABD’ye hem İsrail’e kalkan görevi yapacak devletçiklerin oluşturulmasına yol açabileceğini çok net olarak belirtti.

Bu oyuna gelmemek için, KKTC’nin Devlet olarak Rusya Federasyonu tarafından tanınması, yine Rusya’nın ara buluculuğu ile Suriye ilişkilerini düzeltip sığınmacıların büyük bir kısmının ülkelerine dönmelerinin sağlaması, Kıbrıs-Suriye denklemi çözümünde şu ana kadar okuduğum en gerçekçi öneridir.

‘Tek Devlet’in yolu

Türklerin yasal olarak eşit haklara sahip olduğu tek devletli bir Kıbrıs için ABD ve AB tarafından verilecek sözlerin, yapılacak antlaşmaların hiçbiri, zaman içerisinde geçerliliğini koruyamaz. 1960 Kıbrıs Devletini kuran Londra Antlaşmasının 1963-1967 ve 1974’de 3 defa katliamlarla bozulmasına rağmen garantör devlet konumundaki İngiltere’nin dahi etkin bir tavrını görmedik. Kenan Evren’in ABD Generali Rogers’in verdiği asker sözüne güvenerek, Yunanistan’ın NATO’ya dönmesini kabul etmemizin karşılığını görmediğimiz gibi! 

Antlaşmalardaki açık hükümlere rağmen Ege adalarını silahlandıran Yunanistan’a “Ne yapıyorsun” diyen bir ülke duydunuz mu? Tam tersine ABD, burnumuzun dibine Dedeağaç’a binlerce tank ve zırhlı aracı yığıyor. Yarın Meis Adasında deniz üssü kuracaklarını açıklasalar şaşırmam.

Yunanistan tam 40, Rum kesimi 17 yıldır AB üyesi olarak artık ailenin vazgeçilmez fertleridir. AB’nin her konuda Yunanistan ve Rum kesimine destek vermekten başka çaresi ve de niyeti yoktur.  Bunun yanında ABD Senatosu fanatik Türk düşmanı Bob Menendez’in Başkanlığında tam bir Yunan Senatosuna dönüşmüştür. Başkan Biden kendisini Helen yani Yunan dünyasının hamisi ilan etmiştir.  Kendi çıkarı söz konusu olduğunda ABD’nin kolaylıkla feda etmeyeceği hiçbir Uluslararası Antlaşma olmadığını defalarca yaşadık.

Bu durumda, olacağından değil ama Kıbrıs’ta tek devletli formül ancak ve ancak Türkiye’nin AB üyeliği ile mümkündür.

AB ve ABD’ye vereceğimiz en iyi cevap “AB üyesi Türkiye ile Kıbrıs’ta tek Devlet, AB dışında Türkiye ile Kıbrıs’ta iki Devlet”.

Kıbrıs’ı NATO’ya almak ve Türkiye’yi NATO’da daha etkin görmek istiyorlar ise bunun bedelini peşinen ödemeleri gerekir. Özellikle ABD bedelsiz hizmet almaya çok alışıktır. Son olarak biz “ABD’ye yardım etmiş Afganları Türkiye’ye alın, onlarda ABD’ye gelmek için Türkiye’den müracaatlarını yapsın” anlayışı 18. Asır küstah sömürgeci anlayışının somut örneğidir.

KKTC’nin esas nüfusu

İlk 1954’ten sonra Rumların kurduğu EOKA terör örgütünün mezaliminden, 1963 -1967 ve 1974 Rum katliamlarından sonra Kıbrıs’tan ayrılıp Türkiye, İngiltere. Kanada, Avustralya gibi ülkelere göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Türklerin sayısı yarım milyonun üstündedir. Bu rakam aileleriyle birlikte bir milyonu rahat aşar. KKTC Hükümeti’nin bu göç edenlerin listesini yapıp, olmayanlara KKTC vatandaşlığı vererek KKTC’nin gerçek nüfusunu belirleyebilir.

Böylece muhataplarımıza Kıbrıs’ta, siyasi-sosyal ve mülki hakları olan Türklerin sayısının KKTC’nin bugünkü nüfusunun 3 misli olduğu gösterilir.

Uygun görüldüğü takdirde, zamanında Bulgaristan Devlet Başkanı Todor Hristov Jivkov’un başlattığı zulüm üzerine Türkiye’ye sığınan soydaşlarımıza, bu ülkenin AB üyesi olduktan sonra tanıdığı oy verme hakkını emsal gösterip EOKA ve Rum zulmünden kaçmış olan KKTC dışındaki Kıbrıslı Türklere tanınabilir. İnsan Hakları ihlalinin zaman aşımı yoktur.

Trafiği sağa alalım!

Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi 15 Kasım 1983  tarihinde KKTC‘yi yani federe olmayan bir Devleti ilan ederek, Kıbrıs’ta ki Türk varlığına tek devlet statüsünü kazandırdı.

6 Kasım 1983’te ise Anavatan Partisi seçimleri kazanmış ve önce TBMM’yi toplayıp Meclis  Başkanı’nı seçmesini daha  sonra Devlet Başkanı Kenan Evren’in hükümeti kurmak için parti genel  Başkanı Turgut Özal’ı görevlendirmesini bekliyorduk. Hükümet ancak 13 Aralık’ta kurulabildi. Kıbrıs politikası tamamen 12 Eylül Devletini oluşturan 5 generalin yetkisindeydi. Turgut Bey de bu duruma ayak uydurabilmek için emekli hava generali Abdullah Tenekeci’yi KKTC ilişkilerinden sorumlu Devlet Bakanı yaptı.

Bir süre sonra KKTC’nin tanınmasa da ayrı bir devlet olduğunu göstermek için, orada İngilizlerden kalma solda olan trafiği sağa aldırmak için uğraştım. Yapabilseydik, ki o tarihlerde oldukça kolaydı araç sayısı çok azdı, Kıbrıs’ın geleceğinde Türklerin, 10 senede 3 ayrı katliamdan sonra Rumlarla kesinlikle birlikte yaşayamayacaklarını somut biçimde kanıtlamış olacaktık.

1966 yılında Brüksel’de öğrenciyken birkaç arkadaş arabayla Almanya’nın Lubeck limanından feribotla İsveç’e geçmiştik. Feribotta bize birer broşür verilerek “İsveç’in bir süre önce solda olan trafiği sağa aldığını, ancak İsveçli sürücülerde yerleşmiş olan soldan gitme alışkanlığının bazı tehlikeli durumlara yol açabileceği ve buna göre dikkatli araç kullanmamız konusunda uyarılmıştık”.

Bugün bu teklif biraz fantezi gibi görünse de KKTC’de belirli bir hazırlık süresinden sonra trafiği sağa almak KKTC’nin kararlılığını tüm dünyaya duyuracak bir  yöntem olacaktır. Zamanında 8 milyon nüfusuyla İsveç bunu başardıysa 400.000’lik nüfusuyla KKTC’de başarabilir.

Hatta trafiği sağa alacağız diyerek niyet ifade etmek dahi ilk başta yeterli olur. Unutmayın “Şeytan azap da gerek” diye atalarımız boşuna söylememiştir. Biraz da Rumlar düşünsün!

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner1

banner3