Hasankeyf'teki Ilısu Barajı'nın yapımına devam ediliyor...

Hasankeyf'teki Ilısu Barajı'nın yapımına devam ediliyor...


“Çok zor. Sola bakıyorsunuz, kazıyorlar; sağa bakıyorsunuz, nehrin öbür tarafında bir yol yapıyorlar” diyor Dicle Nehri kıyısındaki Hasankeyf’de çalışan bir restoran çalışanı.

Burası UNESCO Dünya Miras Listesi’nin 10kriterinden dokuzuna uyan, insanların farklı tarihsel dönemlerde yaşadığı bir şehir. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmek için kriterlerden biri yeterli olurken, Türkiye Hasankeyf için hiçbir zaman başvuruda bulunmadı





 

2017 yılında Guardian gazetesinde yayınlanan bir habere göre baraj yapıldıktan sonra, Dicle’nin Hasankeyfin yakınından geçen kısmında su %60 oranında yükselecek, böylece bu tarihî kent ve etrafındaki köylerle birlikte henüz keşfedilmemiş 300 tarihî alanın da  %80’i sular altına gömülecek.

İlusu Barajı’nın % 95’i tamamlanmış durumda. Barajın geri kalan fazları yapılırken, kayalıklar yıkılıyor ve arkeolojik bir parka taşınması planlanan 15. yüzyıldan kalma Zeynel Bey Türbesi taşınırken, Hasankeyf sular altına gömülmeyi bekliyor.Aynı zamanda nehrin karşı tarafında yüksek bölgelere evlerin yapılma projesi de devam ediyor.

Hasankeyf valisi Faruk Bülent Baygüven geçtiğimiz ekim ayında basına verdiği demeçte, 2018’de evlerin yapımını bitirmeyi ve eski Hasankeyf’i yeni yerine taşımayı hedeflediklerini belirtti. Hükümet yetkilileri yörede yaşayanların, barajlar dolduktan sonra kayalıkların üzerinde yapılacak tekne turlarıyla turizmin artan bolluğundan yararlanacaklarını söylüyorlar. Dalış turları ve yeni yapılacak arkeoloji parkına ziyaretler de söylentiler arasında

Geçtiğimiz yıl Baygüven “Bölge hem su sporları hem de kültürel turlar için merkez konumuna gelecek” dedi ve hükümetin barajla bölge halkına kültür balıkçılığıyla ek gelir yaratacağına dikkat çekti. Ancak halkın yeni Hasankeyf’teki geleceklerine dair şüpheleri var.

Çevre tahribatı ve bölgesel dengesizlik

Hasankeyf’te, nehir yatağından çıkarılan çakıllar inşaat malzemesi olarak kullanılırken, Dicle Nehri üzerine inşaat araçlarının geçişini kolaylaştırmak için yapılan köprüler de nehrin akışını bozmuş. Zaten balık ölümleri raporlanmışken, çevreciler baraj dolduğunda kuşlardan yarasalara, tehdit altında olan yumuşak kabuklu kaplumbağaya kadar çok sayıda türün de tehdit altında kalacağını belirtiyorlar.

Nehrin aşağısında, Irak’ta, daha da kötü yan etkiler bekleniyor. “Dicle Nehri’nin Irak’taki tuz oranı şimdiden çok yüksek ve bu su, birçok yerde içme ve tarım için kullanılma standartlarına uygun değil” diyor Dicle Nehrini Koruma Derneği kurucularından İsmael Dawood. “Fırat Nehri boyunca da su azlığı var ve Irak hükümeti Dicle’deki suyu Fırat’ı yaşatmak için kullanıyor”.

“Dicle Nehri’nin akışını Ilısu Barajı’yla engellemek sadece nehrin yatağını değil, bölgede istikrarsızlık yaratarak ve tansiyonları artırarak aynı zamanda çevresinde yaşayan insanları da etkileyecek.”

“Şimdiden şehirler arasında su dolayısıyla huzursuzluk oluştu, bu durum farklı aşiretler arasında çatışmalara da yol açabilir.”

Yorum

Hasankeyf zaten çok uzun yıllardır bu dönüşümü bekliyordu ve gerçekleşiyor. Ünlüler ayaklandı oranın yerlisi korktu ama kaderi budur demek ki. Bazı şeyleri engellemek projelere rağmen zor olur. Türkiye de oraya birşeyler yapacağının sinyalini çoktan verdi. Şimdi de günü geldi. Çevresel tahribatın bedeli ağır olmaz umuyorum. Çünkü birçok canlı olumsuz etkilenecek. İnsan doğal akışa burnunu soktuğunda aksi birşeyler elbet olur. Zaten balıklar telef olmaya başlamış raporlara göre. Ve böylesi yok oluşlar sadece o bölgede olmuyor. Dünyanın her yerinde oluyor yeter ki doğallık bozulsun. Ve özellikle bir çevre tahribatı olduğunda. Hasankeyf de bunu yaşayacak gibi görünüyor. Hasankeyf doğal bir güzelliğe de sahip. Avrupa’da böyle bölgeler çok fazla değil. Ve yabancılar da kalıcı olmalarını isterler. O yüzdendir ki yabancı basında da bu dönüşüm yer buluyor. Olan oradaki hayvanlar ve nehre oluyor. Bölgedeki kuş cıvıltılı atmosferin küçücük bir bozulmaya uğraması dahii anlayana üzüntülü bir durumdur. Dünyada bazı bölgeler vardır ki eşleri pek yoktur ve en az insan teması oralarda olmalı ki bozulmasın. Minimumda olmalı insan faaliyetleri özellikle doğadan zengin narin bölgelerde. Ama baraj dahii yapılıyor enerji uğruna. Herşey gelir ve büyüme tabii ki değil ama yönetenler dünyada böyle bakamıyorlar. Ve inşalara devam ediyorlar. Bu bence yanlış bir mantık. Oraların ekolojisini bozmamak gerekiyor. Doğa benim umrumda değil dememeli. Ekoloji korundukça getirisi olur. Satacak doğal varlıklar olur. Ve o bölge eşsiz bir eko-Turizm diyarı olur. Bunlar da bir kazanımdır. Turizm tahribatkar olmak zorunda da değil. Sorumlu turizm diye de birşey vardır...


Güncelleme Tarihi: 12 Şubat 2018, 10:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1

banner3