Teknoloji Ve Çocuklar

Teknolojinin ilerlemesi ve yaygınlaşması gündelik yaşamı oldukça kolaylaştırsa da, teknolojinin çocuk gelişimine olan etkisi önemli bir merak konusu olmaktadır. Çocuğu teknolojik aletlerle tanıştırma, bu aletlerin kullanımına hangi yaşta ve ne ölçüde izin verileceği ve kullanımın nasıl sınırlanacağı sadece anne babaların zihninde değil, uzmanlar arasında da her zaman net ve kesin sonuçlara varmanın zor olduğu bir konu haline geldi.

Henüz birkaç aylık bebekler dahi teknolojik aletlere ilgi gösterebilirler. Örneğin değişen görüntü, renk ve sesler sayesinde son derece ilgi çekici olan televizyona odaklanabilirler. Ancak bu durum, çocuğun bundan yararlandığı anlamına gelmez. Yaşamın ilk yılı beyin gelişimi açısından son derece kritik bir dönemdir. Çocuğu teknolojik aletlerle erken tanıştırmak, onun görsel ve işitsel uyaranları henüz işleyebileceği bir anatomik altyapısının olmadığı bir zamanda bu uyaranlara maruz bırakmak olabilir; bu durum da çocuğun nörolojik gelişiminin ciddi bir şekilde aksamasına neden olabilir. Araştırmalar, üç yaşından önce televizyon izlemenin ileride dikkat problemi yaşama riskini arttırdığını göstermektedir.

İlk yıllarda çocuğun beş duyusunu birden kullanabileceği, kendi bakışlarına, sesine, gülüşüne karşılık bulabileceği bir etkileşimin içinde olması önerilmektedir. Bu da anne babanın çocukla sağlıklı bir bağ kurabilmesinden geçer. Çocuğun ebeveyn veya bakım veren kişi ile karşılıklı ilişki içinde olmaya, sarılma, dokunma gibi fiziksel ve duygusal yakınlaşmaya ihtiyacı vardır. Teknolojik aletlerde ise iletişim karşılıklı değil, tek yönlüdür.

Çocuklarımızın hayatına teknoloji doğumdan önce giriyor! 

Hamilelik sürecinde bebeğimizin 3D fotoğraflarını çekebiliyor ve daha doğumdan önce çocuklarımızı teknoloji ile tanıştırıyoruz. Peki, sahip olduğumuz teknolojiyi nitelikli kullanıp aktarabiliyor muyuz? 

Çocuklarımızın teknolojiyi bizler öğretmeden kullanması bir zekilik göstergesi değildir! 

Çocuklarımız bizleri gözlemleme ve bizlerin yaptıklarının üzerine yeni bilgi ve beceriler inşa ederek gelişir ve büyürler. Bu nedenle 7 aylık bir bebeğin eline akıllı telefonları verdiğimizde dokunmatik olan telefonu rahatlıkla kullanabilirler. Burada önemli olan bebeğin eline sanal dünyayı ne kadar sıklıkla vermemiz gerektiğidir. 

Teknolojinin hayatımıza girmesi ile birlikte yaratılan sanal dünya bir bebek ve çocuk için fazlasıyla ilgi çekici, renkli, hızlı ve hareketli bir dünyadır. Reklamların biz yetişkinleri bile ne kadar etkisi altında bıraktığını, telefonlarımızdaki renk kombinasyonları ve ışığın bile etkisinde ne kadar kaldığımızı düşünürsek, çocuklarımızın kendini teknolojinin getirdiği olumsuz etkilerden koruyacak deneyim ve birikimine sahip değildir. Bu nedenle sanal dünyanın hipnotizasyonuna kapılarak gelişimlerinin en yoğun olduğu dönemde gelişim fırsatlarını kaçırabilir. 

Bir diğer açıdan bakıldığında ise, sanal dünya kadar renkli, hızlı ve ilgi çekici olmayan dünyamızda bir çocuğun bekleme, sabretme, isteklerini erteleme gibi ruhsal kazanımlar elde etmesi gerekir. Bu ruhsal kazanımların hiçbiri olmayan sanal dünya mı yoksa gerçek yaşamımız mı tercih edilecektir? Burada bir çocuğun karşısında duran ekranın kapanması ile öfke nöbeti geçirmesi kadar doğal bir tepki olamaz. Bu nedenle kendi hayatımızda teknoloji nitelikli olarak kullanılmadığı sürece çocuklarımıza sınırsızca, kontrolümüz dışında sanal dünyanın kapılarını açmamalı, teknolojiyi sınırlı süre ve sayıda tutmalıyız. 

Teknoloji susturucu, dikkat dağıtıcı, dinlenme aracı değildir! 

Yaşamlarımızda ekranlara işten eve geldiğimizde, dikkatimizi dağıtmak, yorgunluğumuzu atmak, iş yaşamının stresinden uzaklaşmak için kullanıyoruz. Kimi zaman sosyalleşmek, kimi zaman alışveriş, kimi zaman araştırma yapmak. Kendimize dürüst olmak gerekirse araştırma yapmaktan daha öncelik kendimizi oyalama aracı olarak ekranları kullandığımızdır. Burada çocuklarımıza doğru örnek olmamız gerektiğini unutmamalıyız. Bu durum yalnızca çocuğumuza kendi hayatımız üzerinden örnek olarak da yeterli gelmiyor. Maalesef ki çocuklarımız ile baş edemediğimiz durumlarda, çok yorulduğumuz zamanlarda, çocuklarımız çok hareketli olduğu durumlarda, arkadaşlarımız ile dışarı çıktığımız, rahat sohbet etmek istediğimiz zamanlarda, çocuğumuz ağladığında susturmak istediğimizde, ısrar edip tutturduğu zamanlarda… (ne kadar çok sebebimiz, kullandığımız alan var değil mi?) ekranı eline veriyor ve sakinleşmesini, susmasını, durmasını, bir an bile olsa kafamızı dinlemeyi istiyoruz. Sınırsız bir dünyanın içerisine çocuğumuzun yalnız başına dolaşmasına, kendini kandırarak hep bir sakinleştirici araca bağımlı olarak kendini sakinleştirebileceğini öğretiyoruz. Aynı zamanda gerçek dünya ile yüzleşmesine izin vermeden… 

Hiçbir ekran, hiçbir bilgi, ebeveynin sıcak bir gülümsemesinden daha yararlı değildir… 

Biz yetişkinler çocuklarımız ile ilgili yaşadığımız zorlukları aşmak için ekran ve teknolojiye bağımlı kalırken kendimize pek çok pembe yalanlar söyleyerek aslında çocuklarımıza ekranı sunarken faydalı taraflarını kendimize hatırlatıyoruz. Örneğin, renkleri, şekilleri, yabancı dili, dikkat çalışmalarını ekranlardan, yeni öğretici aplikasyonlardan öğrendiğini savunabiliyoruz. Teknolojik pek çok öğrenim yöntemi, öğrenme kanalları mevcut olsa da bu öğretici kanalları nasıl kullandığımızın büyük bir önemi var aslında… Dinlenelim diye başvurduğumuz ekran artık öğretim aracı olarak değil susturucu olarak kullanılıyordur. Her anını öğretim ile geçiren çocuklarımız ise doğal olarak ekranın karşısında geçirdiği zaman diliminde yeni bilgiler edinerek o süreci bitirecektir. 

Yaşamımızın her anında olan teknolojinin, ekranların ne kadarına sahip olduğumuz değil, nasıl kullanıldığımızdır değerli olan… Çocuklarımıza en büyük mirasımız ise sahip olduğumuz değerler ve bitmeyen gelişimimize duyduğumuz inanç olacaktır. Şimdi evinizdeki ekranları araştırma yapmak, sınırlı kullanmak üzere yavaşça kapatın ve çocuklarınızı ebeleyerek dinlenme zamanınıza başlayın… 

“Teknoloji akıllıca kullanıldığında, inanılmaz bir bilgi ve gelişme kaynağıdır. Fakat denetimsiz ve aşırı kullanıldığında ise, çocuklarımız üzerinde birtakım zararları olmaktadır” dedi. 

Ebeveyn olarak bağımlı hale gelmiş çocuklarımıza, teknolojiyi yasaklamalı mıyız?

Çocuklarda teknoloji bağımlılığını dengelemenin 10 altın kuralını açıkladı: 

1-Öncelikle çocuğun, her gün bilgisayara ayırdığı zaman belirlenmelidir ve bu konuda bir anlaşma yapılmalıdır. Bu süre, okulöncesi çocuklarda bir saatten, ilköğretim dönemi çocuklarında ise iki saatten fazla olmamalıdır. 

2-Ebeveynler (anne-babalar); çocuklarını teknoloji dünyasında sağlıklı şekilde yönlendirmek ve onları denetleyebilmek için bilgisayar ile internet hakkında bilgi edinmelidir ve kullanmaktan çekinmemelidir.

3-Ebeveynler, çocuklarından, kullandıkları bilgisayarı, program ve oyunları, kendilerine öğretmelerini ve açıklamalarını isteyebilirler. Anne ve babasından daha çok bildiğini düşünmek, çocuk üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır.

4-Anne-babanın bilgisayar dünyası üzerindeki hâkimiyeti artarsa, çocuklarla birlikte oyun oynayabilirler. Program ve oyunların içeriklerini de denetleyebilirler. Böylece çocukları, eğitimsel değerler içeren oyunlara yönlendirebilirler. Bilgisayar oyunlarının seçiminde, çocuğa yardımcı olarak yaş ve gelişimine uygun, şiddet içermeyen programlar seçilmelidir.

5-Nitekim 3-5 yaş dönemindeki çocuklar için anımsama, gruplandırma, göz-el koordinasyonuna ilişkin görevler içeren programlar, 6-8 yaş için okuma, yazma, mantık yürütmeyle ilgili etkinlikler, 9-12 yaş için soyut kavramlar, ileri düzeyde sorun çözmeyi içeren materyallerin seçilmesi faydalı olacaktır. 

7-İlkokul, ortaokul ve lise dönemlerindeki çocukların, derslerine de katkı sağlayacak web üzerindeki interaktif eğitim programları veya DVD’leri faydalıdır. Özellikle, bir de yabancı dil de olursa, kelime hazinelerini ve yabancı dil bilgilerini geliştirirler.

8-Anne-babalar uygunsuz sitelere, bilgilere ulaşmanın önlenebileceği, denetim sistemleri hakkında da bilgi edinebilir. Örnek: Filtreleme seçenekleri gibi…

9-Ana-babalar, bilgisayar kullanımına ilişkin uygulayamayacakları kurallar koymamalıdır; “-Bu kötü alışkanlıktan vazgeç!” veya “-Okul dönemi boyunca bilgisayarı yasaklıyorum” diye söylenmemelidir.

10-Unutmayın ki; yetişkinlerin doğru yönlendirme ve mantıklı sınırlandırmaları ile kullanılan bilgisayarın, çocukların gelişimi üzerinde pek çok olumlu etkisi de bulunmaktadır.

Çocuklar; oynayarak, spor yaparak, resim yaparak, hayal gücünü kullanarak, iletişim becerilerini geliştirerek, beynin sol ve sağ taraflarını entegre eder ve geliştirirler. Ayrıca  ebeveynler, çocuklarını farklı etkinliklere de (spor veya sanat) yönlendirerek, onlara yardımcı olmalıdır ve birlikte eğlenmek için fırsat yaratmalıdırlar.

Kaynak: Aileye yönelik yayınlanmış kaynaklardan yararlanılmıştır.

YORUM EKLE

banner1

banner19

banner3

banner18