“Tek adam değilim, bizde tek adamlık yok ” diyen Akıncı, kendi aklına göre tavizler vererek tek adamlığın dik alasını yaptı

Anavatan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun yaptığı haklı eleştirilere yanıt veren Akıncı, “kendisinin tek adam olmadığını, tek adam olarak hareket etmediğini, kimseyi dışlamadığını, tüm Halkın Cumhurbaşkanı olduğunu ” iddia etti.
Okuyunca katıla katıla güldüm..
Güldüm çünkü KKTC Cumhurbaşkanlığı makamı, bugüne dek, Akıncı kadar “tek adam heveslisi, ayırımcı, dışlayıcı, kendini beğenmiş, tarafgil” birini görmemiştir..
Akıncı Halka ait olan ve herkese eşit davranması gereken Cumhurbaşkanlığı makamını, istediği gibi davranacağı kendi şahsi makamı olarak; Kıbrıs davasını, ideolojik saplantılarına ve siyasi çıkarlarına-hesaplarına göre yürüteceği şahsi meselesi olarak, KKTC Devletini de babasından miras kalan, dilediği gibi pazarlayacağı şahsi mülkü olarak görmüştür…
SAYISIZ ÖRNEK VAR
Bunları kanıtlamak için sayısız örnek verebilirim..
Cumhurbaşkanlığı makamını “istediği gibi davranacağı kendi şahsi makamı olarak” görmesinin, hazımsız ve anti-demokrat olmasının kanıtı, kendisi gibi düşünmeyen, kendisine oy vermeyen,kendisini eleştiren, farklı siyasi görüşte olan herkesi Cumhurbaşkanlığından uzaklaştırması, orayı yandaşları ile doldurması, kendisini eleştiren gazetecileri ve gazeteleri düşman görmesidir…
Devamla, farklı görüşte olduğu hiçbir derneğe randevu bile vermezken, kendisine gönderilen eleştiri içeren mektuplara yanıt bile vermezken kendisini destekleyen kıytırık derneklere ve Rum örgütlerine randevu vermesidir. Üstelik o makam KKTC Devletinin makamı değil de şahsi konutuymuş gibi, Rum dostlarını kabul ederken, gücenmesinler diye, bayraklarımızı kaldırmasıdır…Nitekim Akıncı, 3 yıldır, kendisinden randevu isteyen Mücahitler Derneği’ne, Tüketiciler Derneği’ne, İnsan hakları Derneği’ne, Milli Varoluş Konseyi’ne, Rauf Denktaş’ı ve Düşüncelerini Yaşatma Derneği’ne, Beşparmak Gurubuna ne randevu vermiştir, ne de gönderdikleri mektuplara yanıt vermiştir…
Bu hakkı nerede bulmuştur? Demokratlık, çağdaşlık, tarafsızlık bu mu? TEK ADAM olarak hareket etme isteği ve tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük bu tavırda sırıtmıyor mu?
KIBRIS SORUNUNDA DA TEK ADAMLIK 
Akıncı, Kıbrıs müzakerelerinde de Meclis’i, Halkı ve muhalefeti dışlayarak, TEK ADAM rejimi varmış, kendisi de TEK ADAM’mış gibi, kendi aklına göre korkunç tavizler vermiştir..
Örneğin, etkin siyasi eşitliğimizin güvencesi olan ve 1960 anlaşmaları ile elde ettiğimiz yürütme ve yasama’da VETO ve ayrı oy çoğunluğu hakkımızdan vazgeçmiştir. Böylece 58 yıllık milli mücadelemizi sıfırlamakta tereddüt etmemiştir..
Örneğin dönüşümlü başkanlıkta eşit süre talebimizden vazgeçmiş, uyduruk dönüşümlü başkanlığı elde etmek için garantörlüğü pazarlık masasına yatırmış, Rumlara Türk başkanın kim olacağını belirleme imkanı verecek olan çapraz oyu kabul etmiştir… 
Örneğin, adadaki Türk nüfusunu Rumların ¼’ü oranında dondurmayı kabul etmiştir…Bir Türkün vatandaş olabilmesi için 4 Yunan’ın vatandaş olmasını beklemek gerekecektir… 
Örneğin, “her halkın kendi bölgesinde nüfus ve mülkiyette sarih çoğunluğa sahip olması” büyük mücadeleler sonucunda BM parametresi haline gelmiş olmasına karşın, tüm Rumlara 4 özgürlük ( serbest dolaşma, yerleşme, mülk edinme, iş kurma ve çalışma) tanıyarak ve bu amaçla derogasyonlardan vazgeçerek, iki toplumluluk ve iki kesimlilik ilkesini yok etmiş, Rumların 5-10 yıl içinde Kuzey’de nüfus ve mülkiyette çoğunluğa geçmesinin kapısını açmıştır..Buna karşın Türk vatandaşlarının 4 özgürlük hakkına sahip olmasını savunmamıştır…
Örneğin, mülkiyet konusunda global takas ve tazminat ilkesinden vazgeçmiş, KKTC Anayasasını çiğneyerek, elinde KKTC tapusu olan insanlarımızı “şimdiki kullanıcı”, 1974 öncesi mal sahibi olan Rumları ise “gerçek mal sahibi” olarak kabul etmiş ve mülkiyette ilk söz hakkını onlara tanımıştır…Devamla, Kuzey’deki tüm eski Rum mülklerinin geleceğini belirlemeyi yabancıların söz sahibi olacağı bir Komisyona havale ederek, KKTC tapularını sıfırlamayı, büyük bir mülkiyet kaosu yaratmayı, mülklerin statüsü belirlenene kadar o mülkler üzerine yatırım yapılmamasını kabul etmiştir…Yani ekonomimizi sıfırlamayı kabul etmiştir…İlaveten 4 özgürlükle gelecek sınırsız sayıda Rum-Yunan’a ilaveten, en az 50 bin Rum’un vatandaşlık haklarıyla ve daimi kalma hakkıyla içimize yerleşmesini kabul etmiştir…
Örneğin, haritanın ve toprak konusunun, tüm diğer konularda anlaşma sağlandıktan sonra görüşüleceği bir BM parametresi olarak kabul edilmesine karşın, başta siyasi eşitlik olmak üzere birçok önemli konuda anlaşma olmamasına karşın, kendi aklına göre hazırladığı ve hükümetin, Meclisin, Türkiye’nin bilgisi-onayı dışında bir taviz haritasını, karşılığında hiçbirşey almadan Rum tarafına ve BM’ye vermiştir…KKTC topraklarının beşte birini Rumlara vermeyi öngören bu harita ile 50 civarında yerleşim yeri Rum tarafına bırakılmıştır..
Örneğin, daha seçildiği ilk günden sözcüsünün ağzından “ garantörlük tabu değildir” diye açıklama yaptırmış ve KKTC Meclisinin “garantörlük müzakere konusu değildir, aynen devam etmelidir “ şeklinde oy birliğiyle aldığı kararı pervasızca çiğneyerek, 8-10 yıl sonra garantörlüğün iptalini önermiştir…
Son olarak Türkiye’nin iki devletli çözümü gündeme getirdiği bir ortamda, bunu baltalamak için, Türkiye, hükümet ve Meclis’ten habersiz olarak alel acele “Guterres belgesini stratejik bir anlaşma” olarak imzalamayı Rum tarafına önermiştir…Oysa o belgede garantörlüğün çağdışı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği, ilaveten verilen taviz haritasına ek olarak Güzelyurt’un da Rum tarafına verilmesi talep edilmektedir..
Bu örnekleri daha uzatmak olasıdır, ne ki gerek yok, herşey ortada ve eseri olan teslimiyetçi tablo ve hiçbir eleştiriyi dikkate almadan yürüdüğü TEK ADAMA dayalı gaflet-ihanet çizgisi çok nettir…Akıncı bütün bu tavizleri kendi aklına göre, kimseye hesap vermeyen TEK ADAM zihniyetiyle vermiştir…Meclis’ten, hükümetten yetki ve onay almamıştır. Halktan habersiz, kendi aklına göre davranmıştır…
Akıncı bütün bunları yaparken Türkiye’nin uyarı ve önerilerini de dikkate almamış, kendi ideolojisine ve siyasi hesaplarına göre hareket etmiş ve bunun adını “çözüm için cesur adımlar atma” olarak koymuştur…Bir başka deyişle teslimiyetçiliğin ve tavizciliğin adını “cesur adım atma” koymuştur..
Sonuç olarak Akıncı’nın “TEK ADAM “ nitelemesinden şikayet etmeye hakkı yoktur, çünkü yukarıda verdiğim örneklerde de görüldüğü gibi TEK ADAM olarak hareket etmiştir..
Anavatan ve 35 milletvekili ile meclisin ve Halkın çoğunluğu, federasyon uğruna daha fazla zaman tüketilmesine karşıyken ve iki devletli çözümün savunulmasını isterken, geçmişte söylediklerini de çiğneyerek hala “tek seçenek federasyon” demek TEK ADAM’lık yapmak değil de nedir?
TEK ADAM’a dayalı tüm siyasetleri iflas eden, TEK ADAM’a dayalı tavizci politikası sonuç vermeyen, enerjisi ve yaratıcılığı olmayan, statükonun savunucusu durumuna gelen ve 50 yıldır sonuç vermeyen federasyon hedefli müzakere sürecini sürdürerek farklı sonuç alacağını sanan; Türkiye’nin, Meclis çoğunluğunun, hükümetin yarısının ve Halkın güvenini kaybeden Akıncı derhal istifa ederek halkın, KKTC’nin, Türkiye’nin ve iki devletli çözümün önünü açmalıdır…
Bunu yapmaması halinde, KKTC Meclisi 1994’de aldığı “federasyonu tek çözüm yolu olmaktan çıkaran” kararını ve 1998’de aldığı iki devletli çözümü öngören kararını TEYİT EDEN yeni bir karar üreterek Akıncı’nın TEK ADAM dayatmalarına son vermelidir…
Akıncı “Meclis kararına uymam, TEK ADAM olarak bildiğim gibi yaparım, istediğim tavizi ve toprağı veririm” derse onu müzakerecilik görevinden almalı, ULUSAL BİR KONSEY OLUŞTURMALI ve müzakereler böyle bir KONSEY’in yetkisine verilmelidir
Bu da yapılmayacaksa, o zaman referandum kararı almalı ve halka “Rumlarla birleşik federasyon mu, iki devletli çözüm mü istiyorsunuz?” sorusu sorulmalıdır…

YORUM EKLE

banner1

banner19

banner3

banner18