‘Önce Kıbrıs Türkü’nün hakkını verin sonra sizinle anlaşır kaynaşırız’

Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol üzerinde Kıbrıs Türkü’nün hakkına hukuki bakış;

Talep etmek kadar paylaşmak da önemlidir., 

Bu küçücük adada Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan tarafından yıllardır azınlık muamelesine maruz kalan Kıbrıslı Türkler bugün de haklarına uluslararası hukuk çerçevesinde sahip çıkmalıdır ve çıkacaklardır.

Kıbrıslı Rumlar barış istiyorlar ise ilk nazarda Kıbrıslı Türklere sonra da tüm dünya devletlerine iyi niyetli olduklarını göstermeli keza ispat etmelidirler. Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol üzerinde Kıbrıs Türkü’nün de hakkı vardır ve bu hakkına saygı duymalıdır. 

Doğu Akdeniz’deki rezervler üzerinde Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, kıyı devletler olan, Mısır, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Lübnan, Suriye, İsrail ve Gazze Şeridi söz hakkına sahip iken egoist bir tutum sergileyen Kıbrıslı Rumlar bugün de geçmişte olduğu gibi iyileştiremedikleri ve sergiledikleri tutum ile ikili ilişkilerimizdeki güven sorununu daha da yükseklere tırmandırmaktan öteye gidememektedir.

Her fırsatta sergiledikleri ve öne çıkardıkları siyasi ideolojileri doğrultusunda uluslararası hakları sadece kendileri için çalıştırma çabasında bir siyasi aktör rolü üstlenen Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan’ın karşısında Kıbrıslı Türklerin haklarının korunması için geçmişten bugüne değin mücadelesini sürdüren anavatanımız Türkiye ayni irade ve kararlılıkla Kıbrıslı Türklerin doğu Akdeniz’deki haklarını da koruyacak ve sahip çıkacaktır. 

Kıbrıslı Rumlara, Yunanistan’a ve K.K.T.C Hükümeti’ne hukuki bir hatırlatma; 

Uluslararası hukukta diğer bir devleti hukuka aykırı fiil işlemeye yönelten veya kontrol eden bir devlet eğer uluslararası hukuka aykırı fiilin durumunu bilerek bunu yaparsa ve kendisi tarafından islenmesi halinde de bu fiili uluslararası hukuka aykırı olacaksa bundan dolayı uluslararası olarak sorumlu olur keza, meşru müdafaa gereğince ve başka herhangi bir makul çareye müracaat etme ahvaline sahip değilse Kıbrıslı Türkler olası tacizlerde veya tehlikelerde (distress) ortaya çıkması muhtemel eylemlerden sorumlu tutulamaz., ve fakat hukuka aykırılığı ortadan kaldıran nedenler ortadan kalkmışsa bu hakka başvurulamaz.

Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan 1960 da imza koydukları Zürih ve Londra anlaşmalarını da ihlal etmiş keza Garanti konularının yer aldığı 2. Madde çerçevesinde, Kıbns Cumhuriyeti’nin bir devlet ile siyasi ve ekonomik birliğe girmesini yasaklarken, aynı paralelde Kıbns Cumhuriyeti’nin bir başka devlete katılmasını ve taksimini de yasaklamıştır. “Kaldı ki Garanti anlaşması sürekli bir karaktere sahiptir; tek taraflı olarak da anlaşmanın feshi mümkün değildir. Dolayısıyla sarihtir ki Kıbrıslı Rumlar mezkûr anlaşmalardaki hükümlere de uymamış ve AB ye tek taraflı olarak üye olmuştur. 1960 antlaşmaları ile hukuki ve siyasi boyut ikiye ayrılmış olmasına rağmen bunu da tanımamış ve buna aykırı hareket etmiştir.

Diğer taraftan, İttifak anlaşması da Garanti anlaşmasını tamamlar bir şekilde Kıbrıs’ın bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün korunması maksatlı bir işbirliği öngörmektedir. İttifak anlaşması sadece Kıbrıs lehine olarak, onun bağımsızlığının veya toprak bütünlüğünün doğrudan veya dolaylı olarak saldırıya uğramasına karşı sözleşmeye dayandırılarak taraflara yükümlülük getirmektedir (İngiltere İttifak anlaşmasına taraf değildir). Anlaşma karşılıklılık esasına istinat etmemektedir. Savunma nitelikli bir anlaşma olarak ittifak anlaşması BM anlaşmasının hem yasal savunma ile ilgili 51’nci maddesinin hem de bölgesel savunma örgütleriyle ilgili 53. maddesinin özelliklerini taşımaktadır. Mamafih Kıbrıslı Rumlar bugün bu anlaşmaya da bidayet etmemektedirler.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlettir ve bu devleti oluşturan, insan topluluğu, ülke, egemenlik yetkileri ve tüm kurumsal yapısı ile uluslararası camiada yer almaktadır. Uluslararası Hukuk “tanımayı” bugün devleti oluşturan asli bir unsur olarak görmemektedir keza Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti de tam da bu kapsamdadır.

 15 Kasım 1983’ te bir çocuk doğmuştur ve bu çocuğun adı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’dir. Bu çocuğun tanınmaması uluslararası hukuk kapsamındaki haklarından muaf tutulacağı anlamına gelmez.

YORUM EKLE

banner1

banner3