Yarım asırlık müzakere!

Yarım asırlık müzakere!

Talat: Kıbrıslılar açısından utanç verici


Atun: Müzakerelerin yöntemi değişecek


İsmail: KKTC’nin söz hakkı yok edilmek istendi


Candan MERT


Birleşmiş Milletler(BM) çerçevesindeki Kıbrıs müzakereleri 50’nci yılını tamamladı. 3 Haziran 1968’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta başlayan Kıbrıs müzakereleri dün 50’nci yaşını tamamladı.


Yarım asırlık dönemini tamamlayan Kıbrıs müzakerelerinin genel değerlendirmesi bağlamında ulaştığımız KKTC İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Prof. Dr. Ata Atun  ile Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, konu çerçevesinde Haberal Kıbrıslı’ya açıklamalarda bulundu.


Talat: Çözüm olmadığı halde bazı adımlar atılabildi


KKTC İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Haberal Kıbrıslı’ya yaptığı özel açıklamasında Kıbrıs müzakerelerinin yarım asırlık dönem süresince çözüme kavuşturulamamasının üzücü bir durum olduğunu kaydederken, müzakerelerin kesintili de olsa sürdüğünü ancak bir sonuca varılamadığını dile getirdi. Bu durumun ‘Kıbrıslıların beceriksizliği’ olarak ifade edilebileceğini belirten Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözülemeyecek bir sorun olmadığını ve bu süreç içerisinde küçük, pratik icraatların yapıldığını aktardı. Bu icraatlar içerisinde ‘kamuların açılması’, ‘insanların ada içerisinde seyahat edebilmesi’, ‘Taşınmaz Mal Komisyonu(TMK)’nun Kıbrıslı Rumlara tazminat, iade ve takas yoluyla mülkleri ile ilgili çareler üretebilmesi’ gibi icraatların bulunduğunu kaydeden Eski Cumhurbaşkanı Talat, “Çözüm olmadığı halde bazı adımlar atılabildi” dedi.


“Kıbrıslılar açısından utanç verici”


Yapılan bu icraatlar esas alınarak en çetrefilli konuların çözümlenmesinin son derece kolay olduğunu belirten Mehmet Ali Talat, “BM’nin belirlenmiş üyelerine saygı olursa, ki bunu özellikle Rum tarafı için söylüyorum; bizim açımızdan da mülkiyet vb konularda daha toleranslı ve daha esnek davranma söz konusu olursa, Kıbrıs sorununun çözülmemesi için bir neden yoktur diye düşünüyorum. 50 yıldır süren müzakerelerin sonuç vermemesi Kıbrıslılar açısından ayıplanacak ve utanç duyulacak bir durumdur. Dünya bizi anlamıyor, anlayamaz; hepimiz görüyoruz ki; anlayamamakta haklı konumdalar” ifadelerini kullandı.


Atun: 72 yılında müzakereler çökmüştü


Kıbrıs müzakereleri bağlamında ulaştığımız Prof. Dr. Ata Atun, Haberal Kıbrıslı’ya yaptığı özel açıklamasında 1968 yılında Beyrut’ta başlayan görüşmeleri takiben ikinci görüşmenin KKTC Lefkoşa’da devam ettiğini kaydederken, o dönemde yapılan görüşmelerin içeriğinin günümüzdeki içerikten çok farklı olduğunu dile getirdi. O dönemde Türk tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti’nden muhtariyet istemekte olduğunu belirten Prof. Dr. Ata Atun, aynı zamanda Türk tarafının kendi belediyelerini, kendi meclisini ve kendi gelir dairesinin faaliyete geçmesini talep ettiğini ifade etti. Bu görüşmelerin 1972 yılına devam ettiğini ve sonrasında Klerides ile Rauf Raif Denktaş’ın anlaşmasından sonra konunun Makarios’a gönderdiklerini aktaran Prof. Dr. Atun, bunun ardından Makarios’un, ‘Ben Türklere özerkliği geçtim, muhtariyet, mahalle muhtarlığı bile vermem’ şeklindeki yanıtı ile 72 yılında müzakerelerin çöktüğünü anımsattı.


“Rum tarafı müzakereleri hep uzattı”


Gerçek müzakerelerin 1974 Mutlu Barış Harekatı’ndan sonra 1977 yılında Makarios ve Denktaş arasında yapılan ‘Birinci zirve’ ile başladığını ve bu zirvede 4 madde üzerinden anlaşma yapıldığını belirten Prof. Dr. Ata Atun, bu 4 maddenin asıl önemli olan maddesinin 3. madde olduğunu ancak Denktaş’ın bu maddede Türklerin varlığını sürdüreceği toprakların büyüklüğünün Türklerin geçinebileceği ekonomi ile yeterli büyüklükte olması koşulunu koyduğunu kaydetti. Asıl önemli olan noktanın bu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ata Atun, “Denktaş, 1977’de Birinci Doruk Anlaşması’ndan sonra, Kiprianu ile 1979 yılında İkinci Doruk Anlaşması’nı yaptı. Bu da 10 maddelikti ve bundan sonra müzakereler başlayarak günümüze kadar geldi. Fakat Kiprianu’dan başlamak üzere Kıbrıs Rum tarafı adanın sahibi olduklarını iddia etti, Rauf Denktaş’ı Cemaat Meclisi Başkanı statüsüne indirgeyerek, kendileri toplantıda Rum Cemaati’ni temsil ederken dışarıda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı’nı temsil ettiklerini iddia ettiler ve müzakereleri de ‘Bir gün Türkiye zayıflasın, biz adada Kıbrıslı Türklere saldıralım, Türk ordusunu ve Kıbrıslı Türkleri yenelim ve adayı tekrar ele geçirelim’ ilkesi ile hep uzatmayı tercih ettiler. Bugüne kadar hiçbir zaman da Kıbrıslı Türklerin yönetime ortak olmasını, egemenliği paylaşmasını ve adanın idaresinde söz sahibi olmalarını istemediler” ifadelerini kullandı.


“Müzakerelerin yönü ve yöntemi değişecek”


Müzakerelerin bugüne kadar uzamasının sebebinin Rumların bu gibi tutumları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ata Atun, Türkiye Cumhuriyeti(TC)’nin, TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, TC Dış işleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın 2018 başından beri söylemlerine bakıldığı zaman bu müzakerelerin bu şekilde devam etmeyeceğini anladığını belirtirken, konuşmasında “Bundan sonra başta Akıncı olmak üzere KKTC Hükümeti, Türkiye ile birlikte yeni bir yol haritası çizecekler. Benim değerlendirmeme göre sayın Akıncı’nın, Anastasiadis’ten Guterres belgesini stratejik belge olarak kabul etmesini istemesinin nedeni, aslında Anastasiadis’in bunu reddedeceğini çok iyi bilmesinden dolayıdır. Çünkü belge içerisinde bulunan 6 madde Anastasiadis’in isteklerine karşılık vermiyordu, Anastasiadis bunu reddetmek zorundaydı. Şimdi bu gerekçe ile müzakerelerin yöntemi ve yönü değişecek, eskisi gibi olmayacak.” ifadelerine yer verdi.








İsmail: Rumlar Türklerin kurucu ortaklığını istemedi Konu ile ilgili Haberal Kıbrıslı’ya konuşan Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, 50’nci yılını dolduran Kıbrıs müzakerelerinden sonuç alınamamasının 2 sebebinin bulunduğunu kaydederken, bu sebeplerden birinin ‘dış dünya’ faktörü ile ilgili olduğunu belirterek, dış dünyanın, dolayısıyla BM ile ilgili devletlerin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmaları ile iki eşit kurucu egemen halkın ortaklığına dayanan ve anlaşmalarla hiçbir ilgisi bulunmayan, yüzde yüz Rumlardan oluşan, silah zoruyla gasp edilerek bir Rum devletine çevrilen devleti, meşru Kıbrıs Cumhuriyeti’ymiş gibi tanımalarından kaynaklandığını dile getirdi. ikinci nedeninin Rum tarafından kaynaklandığını ifade eden Sabahattin İsmail, “Kıbrıs Rumları hiçbir zaman Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini, kurucu ortaklığını ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bütünü üzerinde söz hakkına sahip olmasını asla benimsemediler” dedi. “söz hakkımız yok edilmek istendi” Kıbrıslı Rumların Enosis için çalışmaya devam ettiklerini aktaran Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, Makarios’un 1960 antlaşmalarını imzalayıp Kıbrıs’a döndüğü zaman yaptığı açıklamada ‘Bu antlaşmalar enosise giden yolda bir sıçrama tahtasıdır’ dediğini anımsatırken, “Bunun üzerine 1963 yılında anayasada 13 maddelik değişiklik önerisi sunarak Kıbrıs Türk halkının eşitliğini, egemenlikteki söz hakkını yok etmek istediler” ifadelerini kullandı. Kıbrıs Türk halkının bunu kabul etmemesi üzerine silahlı saldırı yolu ile empoze edilmeye çalışıldığını kaydeden İsmail, “103 köyü işgal edip, Kıbrıslı Türkleri adanın yüzde 3’ünde kuşatma altına aldılar, etnik temizlikle soykırım yaparak bizi cumhuriyetten attılar” ifadelerini kullandı. “Rum meclisi enosis kararı almıştı” Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, Kıbrıs Türk halkı olarak 1974’e kadar direnişe devam edildiğini aktarırken, 1968’de görüşmelerin başladığı zaman Kıbrıs Rum tarafının öne sürdüğü bütün maddeleri kabul ettiklerini fakat enosise kapı açan iki şartı kabul etmediklerini ifade etti. Bu 2 şarttan birinin Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçilmesi olduğunu belirten Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, diğerinin de siyasi eşitlikten vazgeçilmesi olduğunu dile getirdi. İsmail, 1968 yılında başlayan görüşmelerin 1973 yılına kadar bir sonuç üretmediğini aktarırken, Rumların niyetinin Kıbrıs Türk halkını etkisiz bir azınlık durumuna düşürmek, Türkiye’nin fiili garantörlüğünü ortadan kaldırmak, eşitliği yok etmek ve enosise giden yolu açmak olduğunu kaydetti. İsmail, “Nitekim 1967 yılında Rum meclisi oy birliği ile bir ‘enosis’ kararı almıştı” dedi. “Biz evet derken, onlar kabul etmedi” Barış Harekatı’ndan sonra görüşmelerin yeniden başladığını ve 1977-1979 Doruk antlaşmalarının yapıldığını dile getiren Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, “BM gözetiminde yapılan bu görüşmelerde Rum tarafı, Kıbrıs’ta 2 eşit topluma dayalı bir federasyon kurulmasını kabul etti ancak daha sonra başlayan görüşmelerde kabul ettikleri çerçeve içerisindeki hususları kabule yanaşmadılar” dedi. Sabahattin İsmail, 1990-92 yıllarında BM Genel Sekreter Butros Gali tarafından bir çözüm planı ortaya konulduğunu ve KKTC’nin bunu kabul ettiğini ancak Rum tarafının reddettiğini dile getirdi. İsmail, 2004 yılına kadar Annan planı ile ilgili görüşmelerin yapıldığını, bu görüşmelerde büyük tavizlerin verildiğini belirtirken, buna rağmen “Biz evet derken, Rumların yüzde 75’i yine hayır dedi, peki neden? Çünkü garantörlüğün 18 yıl sonra sona erdirilmesine yönelik bir madde olmasına rağmen, ‘Neden 18 yıl da, daha erken değil?’ şeklinde itirazlar oldu” ifadelerini kullandı. “Çözüm, 2 eşit devlete dayalı olmalı” Bunların ardından birçok görüşmelerin olduğunu kaydeden Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, Akıncı-Anastasiadis görüşmeleri, Cenevre, Crans Montana görüşmeleri olduğunu ve yine sonuca ulaşılamadığını ifade ederken, “Çünkü Rumlar, 1960’ta silah zoruyla gasp ettikleri ve yüzde 100 Rumlardan oluşan bir devlet haline getirdikleri Kıbrıs Cumhuriyeti’ni asla ve asla Türkler ile paylaşmak istemediler” dedi. Bu nedenle görüşmelerin sonuç vermediğini vurgulayan Sabahattin İsmail, “Ne olacak diye sorarsanız, 50 yıllık federasyon arayışları göstermiştir ki; Rumlar asla bir federasyonun doğasında var olan iki eşit halka dayalı bir ortaklığı kabul etmeyecek. Rumların, federasyon arayışları çerçevesinde Kıbrıslı Türkleri etkisiz bir azınlık statüsü ile içlerine almak istemeleri nedeniyle, sayın Akıncı’nın verdiği onca tavize rağmen bir sonuç üretilemeyeceği ortaya çıktığına göre, federasyon arayışlarına son verilerek yeni bir döneme geçmek şarttır. Bu yeni zemin de, bundan sonra eğer görüşme yapılacaksa toplum düzeyinde değil, ancak ve ancak ‘2 eşit egemen devlet’ temelinde yapılmalıdır. Bunun adı ‘konfederasyon' olabilir, ‘Birleşik Kıbrıs Devletleri’ olabilir önemli değil ancak her halukarda bu anlaşmayı yapacak taraflar 2 eşit

























Türkiye’nin etkili ve fiili garantörlüğünün aynen kabul edilmemesi ve ambargoların kaldırılmamasi halinde görüşmelere oturulmaması gerektiğini kaydeden Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, Rumların bu noktaya gelmesi halinde görüşmelerin başlayabileceğini belirterek, “Eğer gelmezlerse bizim yapmamız gereken KKTC’nin Türkiye dışındaki 3’üncü taraflarca da tanınması için Türkiye ile birlikte bir çaba içerisine girmektir.” dedi. İsmail, ABD, BM ve AB’nin, KKTC’nin tanınmasını diğer devletlere yapacakları baskılar ile engellemeleri halinde, dünyada birçok örneği görüldüğü üzere, Türkiye ile KKTC arasında bir anlaşma yapılarak KKTC İç işlerinde tamamıyla bağımsız, dış işlerinde Türkiye'ye bağlı özerk devlet statüsü içerisine girerek yoluna devam edebileceğini vurguladı. Sabahattin İsmail, onlara “Ya bizim tanınmamızı engellemeyin, KKTC bağımsız bir devlet olarak tanınsın, AB’ye de bağımsız bir devlet olarak TC ile eşzamanlı olarak girsin, ya da KKTC Türkiye ile özerklik anlaşmasına gidecektir.” denmelidir dedi.

“Kadife ayrılık modeline de gidilebilir”

İsmail, başka bir yolun daha olduğunu kaydederken, “Rum tarafı ile bir anlaşma yapılabilir, bu resmi kadife ayrılık modelidir. Rum tarafı KKTC’yi tanır ve biz de bu tanımaya karşılık kendilerine topraklarımızdan bir miktar verebiliriz . Yani toprak karşılığı tanınma olur, AB çatısı altında ada birleşir.Ama bir şartla: KKTC, ancak TC ile eşzamanlı olarak AB’ye girer . Veya eğer TC AB’ye alınmayacaksa, AB üyesi olacak KKTC’de diğer AB ülkelerinin sahip olacağı haklar TC’ye de aynen tanınır, yani TC vatandaşlarının da 4 özgürlük hakkı kabul edilir..Aksi halde Türkiyesiz bir AB' de üç-beş yıl içinde KKTC asimile olur, Rum, Yunan ve diğer AB vatandaşları burayı istila eder. Amaç çözüm ise, Bu şekilde de bir çözüme gidilebilir. Rum tarafı ve dünyanın bunlardan birini tercih etmeleri halinde Kıbrıs sorunu da barış ve güvenli biçimde çözüme kavuşturulmuş olur. Yapılmaması gereken tek şey 50 yıl daha federasyon görüşmektir. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde etmek mümkün değildir. Bunu yapmak aptallıktır, yapanlar ve yapılmasını isteyenler de ya aptaldır ya da statükodan ve Rumdan beslenen aptallar ve işbirlikçilerdir" ifadelerini kullandı.">devlet olacak ve çözüm de bu 2 eşit devlete dayalı olacaktır” ifadelerini kullandı. “İç işlerinde bağımsız, dış işlerinde TC'ye bağlı özerk devlet" Türkiye’nin etkili ve fiili garantörlüğünün aynen kabul edilmemesi ve ambargoların kaldırılmamasi halinde görüşmelere oturulmaması gerektiğini kaydeden Araştırmacı Yazar Sabahattin İsmail, Rumların bu noktaya gelmesi halinde görüşmelerin başlayabileceğini belirterek, “Eğer gelmezlerse bizim yapmamız gereken KKTC’nin Türkiye dışındaki 3’üncü taraflarca da tanınması için Türkiye ile birlikte bir çaba içerisine girmektir.” dedi. İsmail, ABD, BM ve AB’nin, KKTC’nin tanınmasını diğer devletlere yapacakları baskılar ile engellemeleri halinde, dünyada birçok örneği görüldüğü üzere, Türkiye ile KKTC arasında bir anlaşma yapılarak KKTC İç işlerinde tamamıyla bağımsız, dış işlerinde Türkiye'ye bağlı özerk devlet statüsü içerisine girerek yoluna devam edebileceğini vurguladı. Sabahattin İsmail, onlara “Ya bizim tanınmamızı engellemeyin, KKTC bağımsız bir devlet olarak tanınsın, AB’ye de bağımsız bir devlet olarak TC ile eşzamanlı olarak girsin, ya da KKTC Türkiye ile özerklik anlaşmasına gidecektir.” denmelidir dedi. “Kadife ayrılık modeline de gidilebilir” İsmail, başka bir yolun daha olduğunu kaydederken, “Rum tarafı ile bir anlaşma yapılabilir, bu resmi kadife ayrılık modelidir. Rum tarafı KKTC’yi tanır ve biz de bu tanımaya karşılık kendilerine topraklarımızdan bir miktar verebiliriz . Yani toprak karşılığı tanınma olur, AB çatısı altında ada birleşir.Ama bir şartla: KKTC, ancak TC ile eşzamanlı olarak AB’ye girer . Veya eğer TC AB’ye alınmayacaksa, AB üyesi olacak KKTC’de diğer AB ülkelerinin sahip olacağı haklar TC’ye de aynen tanınır, yani TC vatandaşlarının da 4 özgürlük hakkı kabul edilir..Aksi halde Türkiyesiz bir AB' de üç-beş yıl içinde KKTC asimile olur, Rum, Yunan ve diğer AB vatandaşları burayı istila eder. Amaç çözüm ise, Bu şekilde de bir çözüme gidilebilir. Rum tarafı ve dünyanın bunlardan birini tercih etmeleri halinde Kıbrıs sorunu da barış ve güvenli biçimde çözüme kavuşturulmuş olur. Yapılmaması gereken tek şey 50 yıl daha federasyon görüşmektir. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde etmek mümkün değildir. Bunu yapmak aptallıktır, yapanlar ve yapılmasını isteyenler de ya aptaldır ya da statükodan ve Rumdan beslenen aptallar ve işbirlikçilerdir" ifadelerini kullandı.

























Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2018, 12:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1

banner3