“Türkiye’nin askeri ve ekonomik hamleler atması kaçınılmazdır”

Doğu Akdeniz’de Fatih sondaj gemisinin sondaj çalışmalarına başlamasının ardından Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurları, sondaj çalışmaları yapıldığı bölgede görev yapmaya başladı. Bölgede sismik araştırmalarını sürdüren Barbaros Hayreddin Paşa da, Fatih gemisi de koruma içerisinde faaliyetlerini sürdürüyor. Doğu Akdeniz’de yaşanan bu sıcak gelişmeleri KAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ulvi Keser, Haberal Kıbrıslı Gazetesi için değerlendirdi.  

“Türkiye’nin askeri ve ekonomik hamleler atması kaçınılmazdır”

Doğu Akdeniz’de Fatih sondaj gemisinin sondaj çalışmalarına başlamasının ardından Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurları, sondaj çalışmaları yapıldığı bölgede görev yapmaya başladı. Bölgede sismik araştırmalarını sürdüren Barbaros Hayreddin Paşa da, Fatih gemisi de koruma içerisinde faaliyetlerini sürdürüyor. Doğu Akdeniz’de yaşanan bu sıcak gelişmeleri KAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ulvi Keser, Haberal Kıbrıslı Gazetesi için değerlendirdi.  

“Doğu Akdeniz’de ben de varım ve bensiz hiçbir şey olmaz, yapılamaz”

KAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ulvi Keser, Türkiye’nin Fatih ve Barbaros Hayrettin Paşa gibi arama ve sondaj gemileri vasıtasıyla Doğu Akdeniz’de ve özellikle tartışmalı bölgelerde seyir halinde olması bölgedeki doğalgazdan ziyade bölgede Türkiye karşıtı oluşturulan hasım askeri ve stratejik yapılanmaların doğaldır ki bu coğrafyada güç dengelerini değiştirmesiyle doğru orantılıdır. Bu durum Türkiye’nin mevcudiyetini ve öncelikle Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip ülke olarak, ayrıca Kıbrıs Cumhuriyeti’nden gelen garantörlük hakları ve şüphesiz KKTC ile ortaya koyduğu tarihi, milli bağları sebebiyle önemlidir ve bir mevcudiyet ve meşruiyet göstergesidir. “Doğu Akdeniz’de ben de varım ve bensiz hiçbir şey olmaz, yapılamaz.” Mesajı gayet net verilmektedir. Hidrokarbon, yani doğal gaz açısından düşünüldüğünde rezervlerin ne kadar olduğu, nasıl çıkarılacağı, ne şekilde depolanacağı ve nasıl taşınacağı soruları hala cevap bulamamışken burada enerji savaşlarından bahsetmek çok da realiteye uygun değildir. Doğu Akdeniz’de şu anda ekonomik deniz gücüyle ortaya konulan kararlılık ve bir çeşit gövde gösterisidir ve son derece yerindedir” dedi.

“Mısır, Türkiye Karşıtı”

Prof. Dr. Ulvi Keser, GKRY, Yunanistan, Katar ve Mısır’ın çeşitli şekillerde işbirliğine girişmesi, özellikle Mısır’da bilinen 224 Rum tabanlı çok uluslu şirketin olması ve yüzlerce milyon dolarlık bütçelerin konuşulması bu bağlamda “Menfaat esastır.” prensibine uygun bir durumdur ve bir tarafta Ortodoks Hristiyan Rumlar ve Yunanlar, öte yanda Ortadoğu’da İslam coğrafyasının başat gücü olma hevesindeki istikrarsız Müslüman Mısır’ın ittifak çabalarını anlamaya yeterlidir. Daha geçenlerde adı geçen bu 4 ülkenin Ege’de Yunanistan’a bağlı Limni adasında savunma işbirliği antlaşması imzalaması, geçen hafta içerisinde Mısır Savunma Bakanlığının Türk donanması ve Fatih’in Doğu Akdeniz’deki seyri konusunda diplomatik teamüllerin dışında ve küstahça tehditlerle Türkiye’ye yönelik açıklamaları Ortadoğu coğrafyasında egemene, başat güç olma düşüncesindeki Mısır’ın Türkiye karşıtlığının tipik göstergesidir. Şüphesiz Mısır devletinin 1960’larda Kıbrıslı Türkleri katletmeye yönelik olarak Makarios tarafından istenilen her türlü silahı da tereddütsüz adaya gönderdiği de hatırlanacak olursa buradaki sıkıntı daha net anlaşılır. Gazze şeridinde dünyayla tek bağlantıları Refah Sınır Kapısı olan Filistinlilere bu kapıyı kapatarak acı çektiren de aynı Mısır’dır” ifadelerini kullandı. 

“Şirketler Bölgede İstikrar Arar”

Prof. Dr. Ulvi Keser, doğal gaz ve petrol gibi enerji kaynaklarının açık denizlerde bulunması, çıkarılması, işlenmesi, depolanması ve nakledilmesi karada olduğundan çok daha pahalı, riskli, sıkıntılıdır ve ekonomistlerin ifadesiyle de hiçbir zaman “rantable” değildir. Bu işe sermaye koyacak çokuluslu şirketler şüphesiz bölgede istikrar ararlar, savaştan, çatışmadan uzak bir atmosferde çalışmak ister ve önlerini görebilmeyi talep ederler. Bu durum şu anda Doğu Akdeniz’de  hiç bir şekilde söz konusu değildir. Bütün sorunların aşıldığını, Doğu Akdeniz’de çatışma ortamının sıfırlandığını düşünsek bile işçinde Türkiye’nin olmadığı hiçbir antlaşma bölgeden çıkacak enerjinin, doğal gaz ya da petrol ne olursa olsun hedeflendiği şekilde Avrupa’ya nakledilmesine imkan vermemektedir. Hiçbir akıllı sermaye sahibi son derece riskli, pahalı, garantisi olmayan maceralara atılıp çok ciddi ve büyük paraları sokağa atmayı düşünmez. Örneğin doğal gazın çıkarılmasının ardından Kıbrıs’ta LPG haline getirilip depolanması ve sonra nakledilmesi çok tehlikeli, pahalı ve zor bir süreçtir. Özellikle Yunanistan’ın istediği “Medline Pipe”, yani doğalgazın adadan alınmasının ardından Ege’deki Yunan adalarını takip ederek Yunanistan anakarasına kadar borularla nakledilmesi ütopik bir düşünceden başka bir şey değildir. Bir antlaşmanın ardından Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderilmesi ise son derece rasyonel, ucuz, tehlikesiz ve muhtemel olandır. Doğal gaz krizi amaç hakikaten enerji ise GKRY açısından da ancak bu şekilde ve Kıbrıslı Türklerin hakları da gözetilerek çözülebilir” şeklinde konuştu.

“Türkiye’nin askeri ve ekonomik hamleler atması kaçınılmazdır”

Prof. Dr. Ulvi Keser, “Fatih sondaj gemisinin halen Türk deniz sahasında Türkiye’nin egemenlik haklarına fiilen ve mevcudiyetini herkese göstererek kararlılıkla sahip çıkması bölgede yukarıda adı geçen ülkeler ve özellikle ABD-İsrail ikilisinin çeşitli uluslararası baskı, yıldırma ve yalnızlaştırma stratejilerine karşı verilen temel ve vazgeçilmez egemenlik mücadelesi bu coğrafyada yaşanan ve iç içe geçmiş komplike sorunlar yumağının tam orta yerindedir ve Kıbrıs sorunu esasında burada minör, secondairé, yani ikincil öneme haiz gibi görünmektedir ya da “Cambaza bak!” stratejisiyle göz boyama girişimidir.   Bölgede değişmekte olan askeri güç dengeleri nedeniyle Türkiye’nin askeri ve ekonomik hamleler atması kaçınılmazdır ve bu durum” Kıbrıs sorunu” olarak adlandırılan hususun ötelenmesi anlamına da gelmektedir. Sorun klasik anlamda Anastasiadis-Akıncı görüşme süreci ya da garantör devletler olarak Türkiye-Yunanistan-İngiltere üçlemesinin çok ötesindedir. Şüphesiz tarafların asgari müştereklerde buluşabilmesi ve temel haklar üzerinde en azından bir konsensusa varmaları masadaki iyi niyeti göstermek ve uzun vadede olası bir çözümü getirmesi açısından yadsınamaz; ancak bütün bunlar bölgenin askeri, siyasi, ekonomik, kültürel, tarihi, dini ve özellikle 21. yüzyılla birlikte intelijans (istihbarat) ve espiyonaj (sanayi casusluğu) özellikleriyle ufkun ötesini görmeden mümkün değildir. Adada ve Doğu Akdeniz’de ağaçla uğraşmak yerine ormanı görmekte fayda vardır” dedi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1

banner19

banner3

banner18