Sözde Nevruz Özde Terör

Sözde Nevruz Özde Terör

Sözde “Nevruz”, özde “terör örgütü propogandası” için İskele’de toplanmış bir grubun yaydığı sosyal radyasyon memleketi sardı.


Ne rahatsız edici bir durum…


Nevruz kutlamaları “Radikal Solun” istismarına uğrar bildim bileli.


“Radikal Sol”.


Bu terim artık gündelik lûgatımıza ve okumalarımıza girmeli.


Kendilerine “solcu” diyen, gizli ajanda sahibi öyle kimseler var ki, “sosyal adalet, paylaşım ve beraber yaşama” gibi söylemler geliştirmelerine karşın, ortak düşmanlar üzerinden giderek kendi ideolojilerine paralel gördükleri, “uluslararası güçlerin” taşeron silahlı terör örgütleriyle dahi yolları kesişebiliyor, maalesef ki beraberce iş tutabiliyorlar.


Güya baharın gelişini kutlamak için toplananlar, meydana çıktıktan bir süre sonra  militanlara dönüşüyorlar.


Devletin ve milletin her mecrada savaş verdiği terör unsurları leyhinde büyük bir cüretle sloganlar atıyorlar.


Şarkılarla-türkülerle, ellerinde taşıdıkları poster ve pankartlarla aleni terör propagandası yapıyorlar.


Bu cüreti ve cesareti nereden aldıklarını herkes biliyor.


Yakın zamanda özellikle Lefkoşa’daki üniversitelerde ve ada genelinde örgütlenen PKK sempatizanı- destekli öğrenci gruplarının varlığı, onlara açılan alan ve de bazı üniversite yönetimleri tarafından adeta kollanmaları...


“Gizli ajandalara” sahip KKTC ve Türkiye merkezli STK, siyasi parti ve birtakım insiyatiflerin, söz konusu grupların yanında saf tutmaları…


Yönetimlerinde müştereken yer alıp, işbirliği içerisinde faaliyetler tertipledikleri dernekler kurmaları…


Türkiye’de, devletin teröre karşı gerçekleştirdiği operasyonlara tepki amacıyla, ortak protesto gösterileri düzenlemeleri…


TC Lefkoşa Büyükelçiliği önünde toplu oturma ve “Türkiye’ye hakaret” eylemi gerçekleştirmeleri…


“Bağlama Kursu” maskesi altında “İslamsız, Peygambersiz ve de Ali b. Talip’siz” “Siyasal Alevilik” propagandası yapmaları…


Anadolu’da, KKTC’de ve Suriye’de kendi güvenliğiyle birlikte bölge halkının yaşam hakkı için yürüttüğü, meşru ve haklı mücadelesinde Türkiye’yi “işgalci-katil” olarak gösterme çabaları…


Çözüm süreci denilen periyotta, silah  bırakma çağrısına uymayıp, kendisine uzatılan barış elini iten, asker, polis, çocuk, kadın, yaşlı demeden Türk, Kürt ayrımı yapmaksızın Anadolu’yu kana bulayan, uluslararası platformlarda sözde Ermeni soykırımı da dahil, Türkiye aleyhine geliştirilen tüm kampanyalara destek veren; “katil, kirli ve kırk yıldır emperyalizme kölelik eden zavallı bir zihniyetten” bahsediyoruz.


Ceylanpınar saldırı ile resmen sona eren “Çözüm Süreci”nin, bu anlamda taraflara sağladığı konfordu Kuzey Kıbrıs’taki ileriye gidişlerinin sebebi.


Çok şükür ki o günler geride kaldı. Bunları hamasetle yada ırkçı reflekslerle söylemiyorum.


Bölgede ayakta kalan tek özgür Müslüman ülke olan ve günden güne kuşatılan Türkiye’nin ve insanının, istiklalini ve istikbalini düşünerek söylüyorum.


Devlet yapması gerekeni yaptı, demir yumruğunu indirdi. Şimdi o yumruk Suriye’de adaleti ve huzuru tesis ediyor. Dün “sizi tükürüğümüzde boğarız” diyenler, bugün şerefli Mehmetçiğin önünde, fistanlarını savura savura kaçışıyorlar.


Tarih, haksızlıklarla, terörle, anarşiyle, gasp ve tecavüz ile yani “zulüm” ile abad olanı kaydetmemiştir.


Kısa dönemde, kazanım olarak görülen birtakım güç gaspları olmuştur ama uzun sürmemiştir.


Bu zihniyetin ve hareketin yaşadığı da kısa süreli güç gaspıdır.


Türkiye Devleti’ni uyudu, görmez duymaz sananlar şimdi Çekya’dan Almanya’ya, oradan buraya telaşla gidip gelerek sığınma dileniyorlar.


Devletin, silahı bırakın siyaset yapın diyerek, hissedilen ve hatta görülen büyük bir riski göze alarak malum süreci başlatmasına rağmen, “sırtını terör örgütlerine” dayananlar şimdi bedelini aslında olmayan hürriyetleri ile ödüyorlar.


Tüm bunlar bir ibret tablosudur.


Kıbrıs Türkü durması gereken yerde duruyor. Anlaşmazlıklar olsa da, kardeşlerine ihanet içerisine girmiyorlar. Kendi canından ve kanından olan Anadolu insanına karşı, düşman cephesinde durup kurşun atmıyor.


KKTC’yi yönetenler de, Alevkayası’ndan İnönü Meydanı’na kadar uzayan hatalarının devamını getirmemeliler. Aleni şekilde terör propagandası yapanlara sahip çıkmaktan vazgeçip, şehidlere ve gazilere küfredenlere, devletin ve milletin onuruna kastedenlere rağbet etmemeliler.


Anadolu’da ve Suriye’de bozguna uğrayan teröre, zaten yıllardır güneyinde destek gördüğü Kıbrıs’ın kuzeyinde de kök salabilirmiyimin hesabına girecek cesaret verilmemeli.


Herşeyden önce bugün Avrupa’nın yüzleştiği gibi, terörün, kendi insanına yöneleceği gerçeğini görmeli. Hiç değilse Kıbrıs Türkü’nün kendi huzur ve güvenliği gözetilmeli.


Sonuç olarak, “kısa süreli güç gaspları” ile devlet kurulamayacağı gibi devlet de yönetilemez.


Bana inanmıyorlarsa Barzani ve Salih Müslim’e sorabilirler.


Nasıl olsa, aracılık yapabilecek “halay başı” kimseler var…

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2018, 20:07
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1

banner3