'Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda'

'Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda'
Havadis Gazetesi ‘nden Ekmekçi sormuş: “Bu kızın günahı kimin boynuna?”

Dramatize edip, klişe argümanlar ile cevabı kendi vermiş:

“Başörtüsü takmak istemeyen bir Hala Sultan İlahiyat Koleji öğrencisi, kollarında jilet izi, müsebbibi “gerici”(!) Türkiyeli öğretmenler ve onu bu durumdan kurtarmaya çalışan kahraman Kıbrıslı “ilerici”(!) öğretmenler.”

Buram buram Uğur Dündar kokan bir yazı. Herşeyimizle Türkiye’nin otuz yıl öncesinde ısrarcıyız.

Korkutma, tehdit, hedef gösterme, iftira, abartı… Ne ararsan var…

Hedef, şükür ki ne aile, ne kızcağız ne de bir başkası. Hedef tamamen Hala Sultan İlahiyat Koleji.

Gaye ne eğitim kalitesi ne istikbal kaygısı. Gaye çamur atmak, mevzuyu sağından solundan çekiştirmek.

Bir ay önce de okula “ghetto” benzetmesi yaptığı, çirkin ama kendisine yakışır bir yazı yayınlamıştı.

Kuzey Kıbrıs’ta ortalama habercilik, gazetecilik anlayışı ve kalitesi bu ise; yılların gazetecileri bu tip basitliklere tevessül ediyorsa, birileri oturup bu duruma ağlamalı.

Şimdi bende soruyorum:

“Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda hangi günahtan öldürüldün diye?”

İslamiyet öncesi cahiliye toplumunda kız çocukları bir utanç vesilesi, ekonomik yük sebebi olarak görülür, küçük yaşta diri diri toprağa gömülürmüş. Ne büyük acıları, anne feryadlarını ve pişmanlıkları kaydetmiş kitaplar. Yinede nesiller boyu bu vahşet devam etmiş.

Sonrasını, Rabb, Kuran-ı Kerim’de Ali İmran Suresi 164. ayette bildirmiş:

“Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler”

“O” gelmiş…

Evladlarını, torunlarını sırtına alarak; şehrin sokaklarında evlad katili babaların gözlerinin içine baka baka yürümüş. Kafesteki evcil kuşu ölen küçük çocuğa, taziye ziyareti yapmış. Zulmü yıkmış. Zihinleri yıkamış. Gönüllere merhamet, hükümlere adalet getirmiş.

Nesilleri kurtarmış.

Hem babalarının ellerinden, hem kendi nefislerinden kurtarmış.

Babalarından kurtarmış, artık diri diri toprak altına gömülmemişler. Layık oldukları şefkat ve merhamete kavuşmuşlar. Yaratılmışların en şereflisi olan insana yakışır bir alaka ile büyümüşler.

Kendi nefislerinden kurtarmış, günahlardan sakındırmış. Yaradılışa uygun yaşamayı öğretmiş, dünya ve sonsuz ahiret hayatında mutluluğun yolunu göstermiş.

Yıl 2018

Kıbrıs Türkü çocuklarına çok düşkündür. Torunlarına daha da düşkündür. Onların ihtiyaçlarını görmede, eğitimlerini en iyi şekilde sürdürme ve tamamlamalarında, sosyalleşme, özgüven ve huzur içerisinde hayatlarını devam ettirmelerinde çok titizdirler.

Kimse çocuğunu diri diri toprağa gömmüyor artık. Çocuğuna doğrudan zarar verecek hiçbir şey yapmıyor.

Fakat zararın ölçütü nedir? Zarar nedir?

İlkokul ve ortaokullara inen alkol ve uyuşturucu yavaş yavaş öldürmüyor mu onları?

Ortaokulda merak, lisede normal ve üniversitede şart sayılan evlilik dışı ilişkiler, fuhşiyat ve zina ne yapıyor bireysel ve toplumsal ahlakımıza, aile bilinç ve disiplinimize?

Nesilleri ve aile yapılarını muhafaza eden evlilik kurumu günden güne önemsiz hale getirilmiyor mu?

Eşcinsel ilişkiler ve evlilikler sürekli gündemde tutularak ne hedefleniyor?

Kolay kazanç yollarında, kumar, bet tuzaklarında can çekişen, imansız, kimliksiz, inançsız, -izm’lerin peşinde oradan oraya savrulan nesillerin günahı kimin boynuna?

Yabancı dilde eğitim öncelikli sayılarak, sömürgeci bir düzen kurma gayreti.

Gençliğin kendisine, milli birlik-beraberliğine ve ülkesine kasteden kurum ve organizasyonlardan bihaber yetiştirilmesi.

Binlerce yıllık geçmişe sahip Türk ve İslam medeniyetleri hakkında hiçbir eğitime yer verilmemesi.

Politikacıların kendi ideolojik hırs ve saplantıları doğrultusunda, gençleri büyük ve ulvi ideallerden suni ve gündelik hedeflere itmesi.

Uluslararası meselelerden ve bunun Kıbrıs’a etkilerinden bihaber yetiştirilmeleri.

Milli davada, basının çarpıtmaları ve ideolojik yayınlarla karşıt tezlerin referans alınması, savunur hale gelinmesi.

Tüm bunlar, 1400 yıl önceki o vahşetin şimdiki versiyonudur.

Kabul görmeme korkusu ve istikbal kaygısı ile bilerek ve isteyerek çocuklara bu kötülükler yapılıyor.

Kimliksiz, inançsız, bireysel ve toplumsal ahlakı öncelemeyen, aile hayatını ve ana babaya hürmeti öteleyen, akrabalık ilişkilerine değer vermeyen, eşcinsel eğilimlere zorlanarak kimyasıyla oynanan nesiller…

Sonra ne olacak? O gençlik yılları gelip geçecek. Hızlı akan kan yavaşlayacak ve yaşlılık gelecek.

Yalnız, kimsesiz, ruhsal çöküntüler ve buhran içinde huzurevlerini dolduracak şimdinin gençleri.

Peki günün sonunda “toprağa diri diri gömülen” dünyaları ve sonsuz hayatları harcanan bu nesillerin hesabını kim verecek?
Güncelleme Tarihi: 24 Şubat 2018, 12:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1

banner3