Çağatay Özdem yazdı 'Ana Şefkati'

Çağatay Özdem yazdı 'Ana Şefkati'
Merhametin ve şefkatin sembolü şüphesiz ki annelerdir.

Allah O’na hayırlı uzun ömür versin, “ana olacağına, taş ol” der canım anacığım.

Bu serzeniş, anne nefsinin, öfkeden çılgına da dönse, yüreğinin derininden gelen merhamete karşı savunmasız olduğunu, her halükarda şefkatinin gazabına galip geldiğini haykırıyor.

Evlad kötü de olsa, ahlaksızlık da yapsa, isyankar da olsa affedip bağrına basmayan, arkasından gözyaşı dökmeyen anne görmedim hiç.

Büyük gürültülerle kurulan yeni hükümetimizin, geçtiğimiz günlerdeki ilk Türkiye ziyareti bana bunu anımsattı.

Türkiye, dünyanın annesi gibi…

Aslında bu Mısır için söylenir.

Araplar: “Ya Masr! Om el donya!” derler. Yani, “Ey Mısır, dünyanın annesi”.

Fakat bunu Türkiye için de söylesek, altı dolar…

Başı sıkışan, dara düşen, zulüm gören, hürriyeti elinden alınan, namusuna göz dikilen, aç bırakılan, yurtsuz kalan milletler; anasına koşar gibi, ana ocağına döner gibi gelmişler Anadolu’ya.

Rus zulmetmiş, Kırım’dan gelmişler.

Çerkezler sonra…

Arnavutlar, Azeriler, Gürcüler, Araplar.

Alevi araplar hemde…

Hani şu tümüyle siyasallaştırılan, PKK ve DHKP-C gibi terör örgütleriyle özdeş tutulmaya çalışılan ve CHP’ye eklemlendirilen Aleviler varya,  kendi yurtlarında baskı gördükleri için gelip Toroslara yerleşmişler.

Rus zulmünden kaçan Polonyalılar dahi yer bulmuş bu ana şefkatinde. İstanbul’daki Polonezköy de onların kurduğu bir köymüş…

Daha sonra Bosna’dan, Makedonya’dan, Bulgaristan, Romanya, Suriye, Irak ve diğerlerinden…

Milyonlarca insan, Yüce Allah’ın, Büyük Türkiye’ye emanetleri olmuşlar.

Anadolu hepsini bağrına basmış.

Kültürel farklılıklar birtakım menfi olaylara sebebiyet vermişse de, düğünler dernekler kurulmuş, aileler karışmış, akraba olunmuş.

Kıbrıs Türkü’nün tüm bu resimde tümüyle farklı ve özel bir yeri vardır.

O’nlar, Anadolu’dan yükünü yükleyip, Peygamberimizin müjdesi olan Kıbrıs’a fetih nesli olarak getirilen Anadolulular’dır.

Aslı ve nesli Anadolu’dur.

Annenin başı sıkışmış, evladından bir süreliğine ayrılmıştır.

Evladı direnmiş.

Ne sinsi İngiliz’e boyun eğmiş; O’nun tebası olmuş, ne de canına kasteden katil sürülerine yurdu teslim etmiştir.

Annesiyle kavuşacağı güne kadar, büyük ailesi Anadolu’ya çağlar boyu övünç kaynağı olacak destansı bir mücadele vermiştir.

Şimdilerde ana ve evladının arasını açmaya çalışanlar, kuvvetlerini, kadrolarını ve saldırı yöntemlerini arttırarak ve çeşitlendirerek hareketlerini çoğaltmışlardır.

Provakatör ve ahlaksız vekiller, paralı asker gibi çalışan gazeteler ve sivil toplum örgütleri…

Hep bir elden saldırıyorlar.

Saldırsınlar. En güzel cevabı Türkiye ziyaretinde aldılar.

“Sadece biraz saygı istiyorum” dedi Türkiye. “Yolunu da yapacağım, hastaneni de yapacağım”.

“Planını, projeni hazırla getir, destek olacağım” dedi.

“Protokolde gözden geçirme mi istiyorsun, ona da tamam” dedi.

“Yeter ki bizi ve büyük aileniz Anadolu’yu yaralayıcı şeyler yükselmesin sizden”.

Yedi düvelle savaş veren bir devletin başı, devam eden bir harbi yöneten Başkomutan, uykusuz birkaç günün yorgunluğuna rağmen kapısını açtı ve buyur etti.

Şimdi istediği kadar manşet atsın malum gazeteler, istediği hakareti yapsın o vekiller, örgütler tencere tava alıp sokaklara çıksınlar.

Ana, analığını yapmıştır. Evlad da, üzerinde dolaşan kara bulutların, altını oyan şer ittifaklarının farkına varıp “ana gibi yar” olmayacağını anlamıştır.

“Bir adam en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever” diye bir söz vardır.

Sevgililer değişir, aileler büyür, eksilir…

Fakat anne sevgisine ve şefkatine olan ihtiyaç hiç bitmez. En uzun süren, sarsılmaz sevgi budur.

Bize düşen bu sevginin ve bağın ihyası için çalışmaktır.

Ara bozuculara, bozgunculara aldırış etmeden “büyük resimdeki” yerimize iyice yerleşmektir.

Rabbim, Büyük Anadolu’yu korusun. Ana ve evladının arasını açmaya çalışanlara fırsat vermesin.
Güncelleme Tarihi: 10 Mart 2018, 16:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1

banner3