Akansoy 'Bunlar daha iyi günlerimiz…'

Akansoy 'Bunlar daha iyi günlerimiz…'

CTP Milletvelili Asım Akansoy sosyal medya hesabından Kathimerini'ye verdiği söyleşinin tam metnini yayınladı..



"Güneyden yükselen 'bir devletimiz (KC) var, ona olsun sahip çıkalım' şeklindeki yaklaşımları bencilce ve olabildiğince basit buluyorum."


"15 Mart tarihinde yanıtladığım, Kathimerini söyleşisinin, orijinal Türkçe tam metin aşağıdadır:

1- Doğalgaz konusundaki tansiyona geçmeden evvel iki liderin olası görüşmesi ile ilgili görüşlerinize başvurmak istiyorum. Bu görüşmeden olumlu bir sonuç bekliyor musunuz? Kısa zamanda çözüm perspektifi tekrardan gündeme gelebilecek mi?

15 Mayıs 2015’te başlayan görüşme süreci, Crans Montana’da beklenen sonucu üretemedi. Kıbrıslı Türk çözüm iradesi olarak, bahse konu dönemi oldukça yapıcı ve sonuç odaklı olarak değerlendirerek, 2017 yılı içerisinde bir çözüme ulaşmayı hedeflemiştik.. Bu kararlılık ve yapıcı iradenin, gerekçesi her ne olursa olsun, Sn.Anastasiades tarafından iyi değerlendirilmediği açıktır. Bunu not etmekte yarar var. İyi değerlendirememe çerçevesini, değişken uluslararası konjonktür bağlamında da ifade edebilirim. Çünkü son bir yıl içerisinde uluslararası ilişkilerde değişen dengeleri düşünürsek ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir.

Crans Montana’da varılan son üzerinden değerlendirecek olursak, elbette siyasi irade geliştirilirse, kesin sonuç odaklı bir çözüm perspektifinin kısa süre zarfında oluşma olasılığı vardır ! Potansiyel canlıdır mevcuttur. Ancak bunun çerçevesi çok önemlidir. Sonuç odaklı olmayan, zamana yayılan, iki yıllık süreçte ortaya konan tezleri, değerlendirmeleri, hassasiyet ve önerileri yok sayan bir yaklaşımla yeni bir müzakere dinamiği yaratmak mümkün olmayacaktır. Bu noktada BM Genel Sekreteri Gueterres’in de etkisinin yüksek olacağını düşünüyorum.

2- Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasının tekrardan kurulması için bazı ön şartlar koşuyor (takvim, dış aktörlerin daha etkin müdahalesi, çözüm planı v.s.) Kıbrıs Rum tarafı da bu ön koşullara "KKTC'nin tanınmasının yolunu açabilir” çekincesi ile yaklaşıyor. Bu çıkmazdan nasıl çıkılabilir?

Şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor. Kıbrıslı Rum siyasi aktörler, Kıbrıslı Türk toplumunu dikkate almadığı, söyledikleri, anlattıkları üzerinden siyaset üretmediği sürece sonuca ulaşamayacağız. Bu tarihsel tavırlarını değiştirmeli ve yüzlerini hemen Kıbrıslı Türklere dönmeleri gerekiyor. Hayali senaryolar üzerinden yaratılan korku ve kaygıların yarattığı önyargıların bunca zaman Kıbrıs Rum siyasetini kuşattığını düşünüyorum. -Elbette burada AKEL’in özellikle son dönem çıkışlarının yapıcılığının farkını teslim etmek isterim.-
Bundan hareketle de Kıbrıslı Rum siyasi elitlerinin söylemlerinde, siyasi eşitlik gibi Federasyonun evrensel parametrelerinden uzaklaşıldığını görüyorum. Bu yaklaşımdan dolayı, müzakere süreci boyunca güven artırıcı önlemler bağlamında önerilen pek çok konu hayat bulmadı. İş adamlarının ortak çalışma yapması konusundaki ortak yaklaşım reddedildi, ortak telefon sistemi yani mobil entegrasyon süreci kabul edilmedi, Aplıç kapısı konusunda hala daha uzatmalar oynanıyor, ki yönünde daha çok şey söylenebilir. Örneğin toplum olarak çok önem verdiğimiz Avrupa Birliği ile kendileri ile birlikte veya doğrudan ve daha yoğun ilişki kurmamız, neden engelleniyor. Bunları yapmak çözüme engel mi? Olacak gibi değil.
Bu yöndeki geri çekilmelerin, statüko hastalığının Kıbrıslı Türk toplumu üzerinde yarattığı haklı olumsuz etki neden görülmüyor? Bu konuda bir özeleştiri yapma düşüncesi var mı Kıbrıslı Rum siyaset yapıcılarının, merak ediyorum. Eğer yoksa sorun var demektir.
Ve sorun şudur: komplo teorileri üzerinden siyaset üretme ve Kıbrıslı Türk toplumuna ötekileştirici şekilde yaklaşma tavırlarını sürdürürlerse, bizzat kendileri KKTC’nin ayrı bir yapıya dönüşmesini sağlamayı başaracaklardır. Sn.Anastadiades ve ekibinin bundan hiç kuşkusu olmasın.

Elbette. bunu ifade ettiğimde, bana anında Türkiye’den bahsedilecek, bunu da ezberledik artık. Dediğim gibi, Kıbrıslı Rum toplumunun, yüzünü Kıbrıslı Türk topluma dönmesi, ortak iş yapması gerekiyor.

Bugün Kıbrıs Türk çözüm güçleri, BM parametreleri çerçevesinde bir model üzerinden hareket ederek sonuç elde etme derdindedir. Bu nedenle Crans Monta sürecinin sonuçlanmak kaydıyla devam edip tamamlanmasını ifade etmektedir. Tüm toplum, adadaki belirsizliğin kalkması gerektiğini düşünüyor. Sürdürülebilir değil. Tüm Kıbrıslıların bundan zarar gördüğünü ifade ediyoruz. Ancak açık ifade edeyim, eğer Kıbrıslı Rum toplumu çözüm istenmiyor ve Kıbrıslı Türklerin tüm Federal çözüm çabalarına rağmen, farklı nedenlerle adil bir çözüme ulaşma olgusundan uzaklaşıyorsa bunu da bilmek gerekir.
Adadaki statüko devam ettiği sürece, bu çarpık düzen herkesi olumsuz etkileyebilecektir. Bunun hesabı katılması gerekir. Daha iyi, daha huzurlu, daha gelişmiş olamayacağımız gibi, istikrarsızlık geleceğimizi de etkileyecek.

3- Siyasi eşitlik ve garantiler. İki taraf bu alanlarda karşılıklı olarak birbirini tatmin ederse federal çözüm yeniden "nefes" bulabilir mi?
Siyasi eşitlik konusu bizim için tartışmaya açık bir parametre değildir. Tartışma dışıdır, esastır. Dolayısıyla bunu bir pazarlık bağlamında oturtmak nasıl bir mantıktır ?
Garantiler konusunu, adada yaşayanların güvenliği olarak okumayı tercih ediyorum. Ve bu konuda adada yaşayan herkesin mutlu olabileceği bir düzenin tesis edilmesi lazım. Güvenlik konusunda bencil tavır içerisinde olamayız ki bu yönde BM Genel Sekteri’nin Raporunda ortaya koyduğu yaklaşım ortadadır ve akılcıdır. Bir tarafın güvenlik ihtiyacı bir diğer taraf için tehdit olamaz. Bu yönde makul bir mekanizma geliştirilebilir. Her iki taraf da karşılıklı olarak bir diğer tarafın haklı hassasiyetine kulak vermelidir.

4- Doğal gaz mevzusunda, Exxon'un yeni araştırmaları başlarken, gelişmeleri ve tansiyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Açık bir çatışma potansiyelinden bahsedilebilir mi?

Çatışma potansiyelini ortadan kaldırmak için girişimde bulunmak biz siyasilerin görevidir. Doğal gaz konusunda Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türklere rağmen ortaya koyduğu yaklaşımı kabul etmiyoruz. Biz arayalım, çözüm olursa hakkınızı veriririz, deniyor. Peki Kıbrısın kuzeyinde güçlü enerji yataklarına, kaynaklarına ulaşılırsa ne olacak? O zaman aynı argümanın kullanılması kabul edilecek mi? Yeni bir kriz çıkacak ve bu süreç adayı kalıcı ayrılığa götürecek.
Kıbrıs sorunu bu tür bir dışlayıcı yöntemle çatışmayı besler.
Dayatmalar bizi gerilime taşır. Müzakereler gündem olduğu sürece, bu yöndeki girişimler bütünlüklü çözüme kadar dondurulmalıdır.

5- Kıbrıs Türk tarafının Ankara ile beraber doğal gaz alanında atacağı adımlar hakkındaki görüşünüz nedir? Kıbrıs Türk tarafı Rum tarafının hak iddia ettiği alanlarda kendi araştırmalarını başlatmaya meyilli midir?

Sorun büyüktür. Bölgesel sorunların olduğu alanlarda tek taraflı girişimler her zaman gerilimi besler. Eğer bu konuda sağduyu ile davranılmazsa, doğal gaz konusundaki hak iddia etme çalışmalarını kimse engelleyemeyecektir, görünen budur.
Kişi olarak elbette, Kıbrıs Rum tarafının hidrokarbon girişimlerini dondurmalı, Kıbrıslı Türkler de Türkiye ile birlikte bu yönde Kıbrıslı Rumlar tarafından yapılan yanlışa, yanlışla karşılık vermemelidir, diyebilirim. Ancak bu yönde bir hassasiyet görememekteyim. Tam tersi bölgedeki doğal gaz kaynakları üzerinde hukuk, askeri ve diplomatik imkanlar kullanılarak güç savaşı başlamış durumdadır. Tüm tarafları sağduyuya ve aklıselime davet ediyor, bir an önce iki Liderin bu konudaki girişimleri, masaya oturarak “kazan kazan” çerçevesinde çözüme ulaştırması gerekmektedir.
Eğer korkulacak birşey varsa bu da, gidişatla ilgilidir, gidişattan korkulmalıdır, yoksa Kıbrıslı Türklerin adil ve kalıcı çözüm talebinden değil.

6- Son bir "bonus" sorusu ile kapatayım: Şayet ileriki haftalarda federal çözüme bir şans daha tanımayacak olursak, kuzeydeki başkanlık seçimleri öncesinde "kadife ayrılığı" konuşmaya mı başlayacağız? Sizin görüşünüz nedir?

Kuzeydeki Başkanlık seçimlerini beklemeye gerek yok. Şu anda gündem zaten var olan durumdan çıkış ve yeni arayışlar üzerinedir.
Açık olan şudur ki, Kuzeydeki siyasi irade çözüme yönelmeye hazırdır. Fakat ortada, ciddi bir güven sarılması mevcuttur. Bu müzakere masası için geçerli olduğu gibi toplum için de genel anlamda geçerlidir. Bunun aşılması için adım atılması gerekir. Güven pratikte sağlanır. Bu pratiği bekliyoruz.
Ancak toplumsal beklenti bakımından zamanın daraldığını da belirtmek isterim. Güneyden yükselen “bir devletimiz (KC) var, ona olsun sahip çıkalım” şeklindeki yaklaşımları bencilce ve olabildiğince basit buluyorum. Mesele bunun çok ötesindedir, artık farkına varalım.
Şu iyice bilinmelidir, Kıbrıslı Türk toplumunun kabul edeceği ki yani bence bugün hala -Crans Montana’da açıklanan Guterres çerçevesi canlıdır- bir çözüme yönelmeden yani bu yönde hareket etmeden, var olan durumun yani “AB üyesi bir devlet” iddiasının çok itibarlı ve anlamlı bir argüman olmadığı ortadadır, bu da not edilmelidir.
Bizde bir deyim var.. “bunlar daha iyi günlerimiz…” diye…Böyle gider evet doğru bir deyim bu.










Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2018, 21:05
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1

banner3