KKTC Meclisi halk egemenliğini temsil eden en üst organ olduğunun idrakı içinde olmalı ve Akıncı'nın sınırlarını çizecek kararları almalıdır

Anavatan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, KKTC’ye yaptığı resmi ziyaretten sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Akıncı açıklama yaparken “Sanırım artık ilk kez açıklama zamanı geldi…Anastasiadis görüşmelerin çökmesinden sonra Sn. Çavuşoğlu’na yönetimi paylaşmaya dayanan federasyonu kendi halkıma kabul ettirmem çok zor, o nedenle artık iki devletli çözümü konuşalım dedi…” şeklinde konuştu
Sn. Çavuşoğlu daha sonra gazetecilerle konuşurken, "Bu öneriyi sadece bana değil, Crans Montana’da görüşmeler sonuç vermeyince Sn Akıncı'ya da yaptı. O da biliyordu" dedi.
Akıncı daha sonra bunu teyit ederek Anastasiadis’in kendisine böyle bir öneri yaptığını söyledi.
MECLİS’TEN 1 YIL GİZLEDİ
Peki Halkın ve Halk iradesini temsil eden KKTC Meclisi ile hükümetin, yaşamsal önemdeki bu öneriden bilgisi oldu mu?
Hayır, olmadı, çünkü Akıncı, bu derece önemli bir bilgiyi saklama hakkı olmadığı halde, Halk, Meclis ve hükümetten bu öneriyi 1 yıldan fazla sakladı.
Oysa bu Kıbrıs müzakere parametrelerini ve çözüm hedefini kökten değiştirecek, süratle çözüm bulunmasını sağlayacak yeni bir yaklaşımdır.
Akıncı bunu saklayarak ve tahminim, saraydan çıkmayan, gayrı resmi danışmanı NİYAZİ KIZILYÜREK vasıtasıyla AKEL'e de sızdırarak Anastasiadis'i arslanların pençelerine attı. Böylece saldırı altında kalan Anastasiadis yalpalamaya ve inkara başladı..
Devamla Akıncı, aynı anda, KKTC’de "iki devletli çözümü de görüşelim Rumlar federasyon istemiyor, paylaşım yerine işbirliği modellerini deneyelim " diyenlere doğrudan kendisi ve medyadaki-meclisteki destekçileri vasıtasıyla savaş açtı….Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ı hedef yaptı. Halkı yeniden " federasyoncular - çözümcüler, taksimciler- çözüm karşıtları " olarak böldü ve gereksiz bir iç çatışma yarattı, Halkı gerdi..Akıncı’nın Türkiye’ye sokuşturduğu laflarla coşan Türkiye düşmanları azdı, Türkiye’ye ve “iki devletli çözümü görüşelim” diyenlere ağır hakaret ve saldırılar başladı…Akıncı onları durduracak hiçbir açıklama yapma gereğini de duymadı. Oturduğu sırça köşkte Türkiye’ye ve “iki devletli çözümü” savunanlara yapılan haksız saldırı, suçlama, iftira ve hakaretleri sessizce seyretti. 
TUTARSIZ AÇIKLAMALAR YAPTI
Arada, tutarsızlıklarla dolu açıklamalar yaptı.
Bir yandan "iki devletli çözüm gerçekçi bir seçenek değil.. Federasyon tek gerçekçi seçenektir" derken, diğer yandan da, "federasyonun gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel Rum yönetimidir. Rum tarafı, yönetimi ve refahı paylaşmaya hazır değil. Rum yönetimi zihniyet değişikliği yapmazsa federasyon gerçekleşmez.. Crans Montana'da federasyon görüşmeleri Rum tarafının maksimalist talepleri nedeniyle çöktü. Bu bizim kuşağın son denemesiydi, biz başaramadık, gelecek kuşaklara başarılar dilerim " şeklinde birbirine yüzde yüz ters açıklamalar yaptı. Bu sözlerinin aslında “Federasyonun da gerçekçi bir seçenek olmadığı” anlamına geldiğini ve kendi kendini inkar ettiğini, kendi kendisiyle ters düştüğünü görmedi.. 
Aklı başında bir insan “Rumlar paylaşıma dayalı federasyon istemiyor” dedikten hemen sonra dönüp " federasyon tek gerçekçi seçenektir" der mi? Kendi kendini yalanlar ve kendi sözlerini çürütür mü?
Doğrusu şudur: “ Akıncı’nın da itiraf ettiği gibi, federasyon görüşmeleri Rum tarafının maksimalist tutumu nedeniyle çöktüğü içindir ki, iki devletli çözüm tek geçerli seçenek” olarak kalmıştır..
Karşıda eşitliğe, paylaşıma dayalı bir federasyonu isteyen mi var ki Akıncı "federasyon tek gerçekçi seçenektir?" demektedir?
. Sanki federasyon sürecini başarıyla götürüyormuş gibi onu hala tek geçerli seçenek kabul etmek ve başka her türlü çözüm seçeneğini dışlamak aslında çözüm istememektir, statükoculuktur, statükodan ve çözümsüzlükten siyasi çıkar sağlamak ve maddi olarak beslenmektir..
ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN BESLENİYORLAR
İddia ediyorum, Akıncı ve çevresinde saraya çöreklenenler statükonun devamından siyasi çıkar, makam, mevki, maddi menfaat elde ettikleri içindir ki iflas etmiş olan federasyon siyasetini, Rum tarafı reddetmesine rağmen, tek seçenek olarak sürdürmek istemektedir. 
Seçime “tek seçenek federasyon” sloganı ile girip halka sahte umut pompalayarak yeniden seçilmek, saraya bir 5 yıl daha yerleşmek, önceleri karşı çıktığı örtülü ödeneği keyfine ve hesap vermeden kullanmaya devam etmek istemektedir
Çavuşoğlu’nun da vurguladığı gibi, 14 ay sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmaya ( yakın çevresi ve AKEL'ciler tarafından) ikna edildiği için böyle konuşmaktadır.. 
Kanımca bütün bunlar büyük bir skandal ve ciddiyetsizliktir. Bu nedenle Akıncı’nın Haziran ayını da beklemeden istifa etmesi, hem halkın, hem de Kıbrıs sorununun çözümüne büyük katkı yapacaktır. Ne ki Akıncı o denli hırslıdır ki asla istifa etmeyecektir..
GÖREV MECLİS’TE
Akıncı, asla istifa etmeyeceğine göre, görev KKTC Meclisi’ne düşmektedir..
Meclis Halk egemenliğinin temsilcisi olan, Halk iradesini yansıtan, Halka ait egemenlik yetkilerini Anayasamızın öngördüğü şekilde kullanan en üst, en yüce makamdır…Hükümet ve Cumhurbaşkanı Meclis’in üstünde değildir
Ne ki Meclis’in bunun idraki içinde olduğunu ve buna göre davrandığını söylemek mümkün değildir, gelişmeleri dıştan bir seyirci gibi izlemektedir…
Akıncı diyor ki “gerekli gördüğüm zaman Meclis’i bilgilendireceğim”
Yok yahu!!!
Sen Meclis’in üzerinde misin ki ancak “ gerekli gördüğün zaman” Meclis’i bilgilendireceksin?
Meclis “gerekli gördüğün zaman bilgilendireceğin” yetkisiz bir organ değil, sana görüşme yetkisi veren, senin görüşme sınırlarını çizme yetkisi olan, yapacağın önerilere karar veren, izlediğin siyaseti reddetme ve yerine yeni siyaset, yeni hedef koyma hakkı olan, dilediği anda görüşmeleri bitirme yetkisine sahip olan EN YÜKSEK ORGANDIR…
Dolayısı ile Meclis’in artık bu yetkilerini Halk adına kullanması ve Akıncı’ya sınırlarını hatırlatması zamanı gelmiştir…
Meclis, alacağı bir kararla Akıncı’yı Meclis’e çağırmalı, onun bugüne dek Meclis’ten gizlediği bilgileri öğrenmeli, niye bunları Meclise getirmediğini sorgulamalı, sonuçta da “görüşmelerin ancak iki devlet temelinde ve iki devletli çözüm hedefiyle sürdürüleceğini” ortaya koyan bir karar alarak eline vermelidir…
Akıncı’nın kişi olarak bu karara karşı çıkma hakkı vardır. Ne ki Cumhurbaşkanı ve görüşmeci olarak Meclis kararına uymama ve ancak faşistlerde görülen “tek adamlık” zihniyetiyle kendi aklına göre yetkisiz olarak federasyon görüşme hakkı yoktur…Böyle bir durumda ya istifa eder, ya da etmezse, Meclis onu müzakerecilik görevinden alır. Yerine ya yeni bir müzakereci atar, ya da bir Ulusal Konsey oluşturarak görüşmeleri Meclis kararı çerçevesinde yürütme görevini bu Konseye verir…
Halk Egemenliğinin temsil edildiği yer olan milli Meclis isterse bir referandum yasası yapar, aldığı kararı referanduma götürür, Halkın onayına sunar. Ve Halk, bundan sonra izlenecek yolu, savunulacak milli hedefi güçlü bir şekilde Dünyaya ilan ederek müzakerecinin eline verir..Bence bu, tartışmaları kökten sona erdirecek en temiz yoldur…
Atatürk, Kurtuluş Savaşının en zor günlerinde bile Milli Meclis’e bağlı kalmış, kullandığı tüm yetkileri Milli Meclis’ten almış ve Milli Meclis’in belirlediği ilkeleri-hedefleri savunmuştur…
Evet KKTC Meclisi artık ayağa kalkarak, gücünü ve egemenlik yetkilerini eline almalıdır. Alacağı kararla Halkın daha fazla bölünüp parçalanmasına, tüm kafa karışıklıklarına ve iç çatışmalara son vermelidir…Milli Meclisimizin şu an için ERTELENEMEZ EN BÜYÜK GÖREVİ VE TARİHİ SORUMLULUĞU BUDUR

YORUM EKLE

banner1

banner19

banner3

banner18