banner42

31 Ekim 2014 Cuma

Şimdi ne olacak ?
banner26

GÜVERCİNLİK KÖYÜ MEZARLIĞINDA HİSSETTİKLERİM (4)

15 Şubat 2014, 12:22
Bu makale 184 kez okundu
GÜVERCİNLİK KÖYÜ MEZARLIĞINDA HİSSETTİKLERİM (4)
 “Kömbeci Dayımız” da yatıyor huzur içinde. Ahmet Bucak'tan söz ediyorum. Köye ilk geldiğimizde köyün en yaşlısıydı. Herkes "Köyde ilk ölen bu olur" diyordu. Ama herkese inat uzun yıllar yaşadı. Köylülerin deyimiyle herkesi önüne kattı. Koyun güderdik onunla. Lafı bitirmez, uzattıkça uzatır, bizi güldürmekten öldürürdü. Küfürlü konuşurdu. Sansür yoktu hiç. Erkek olsun, kadın olsun hep açık sözle konuşurdu. Ama herkes onu öyle kabul eder öyle severdi. Bir de eşeği vardı. Çocuklar eşeğe binmek için koyunlarını uzağa giderse gönderirlerdi.
Oğlu Mehmet Bucak. Köyün unutulmaz isimlerinden biriydi. Her dönem mutlaka köyün aza listesinde yer alırdı. Kamyonculuk yapardı. Köyün siyasetçilerinden biriydi. O da genç denecek yaşta ayrıldı aramızdan. Sevilen sayılan bir kişilikti.
Sonra Osman Börklüce'yi gördüm. Şapkasını başından hiç çıkarmazdı. Bir de sigara ağzından düşmezdi. Hanımına tüm köylü "Boynu Eğri" derdi. Çünkü boynu doğuştan eğri idi. Ama o buna hiç aldırış etmezdi. Hayatını normal bir şekilde sürdürdü. 
Mekânları cennet olsun. Yıllar oldu aramızdan ayrılalı ama izleri hala duruyor. Gölgeleri sanki köyün üzerinde... 
En çok bizi, gençleri yakan, üzen mezarın başındayım. Arkadaşımız Ünal Bertiz. O da kamyon şoförüydü. Kulüp yöneticiliğinde bizleri hiç bırakmazdı. Maçlara gider izlerdik. Bir kamyon kazasında çok genç yaşta kaybettik onu. O günü hiç unutamam. Ölüm bize kadar gelmişti. Aramızdan bir arkadaşımızı sonsuzluğa yollamıştık. Bir daha o hiç aramızda olmayacaktı. Acısı yüreğimize o kadar oturacaktı ki, asla onu unutamayacaktık...
 Halis Keleş'i sanıyorum yeni nesil bilmiyor. Halis de köyün neşe kaynaklarından biriydi. Renkli bir sima idi. Balya ipini pantolona kemer yapar, ayağında terlik eksik olmaz ve kimi görse yanına gider, ellerini yumruk yapar, ileri geri çekerek "Fort fort!" diye bağırırdı. Dudağı onun da yarıktı. Kurtuluşun gölünde bir gün boğulduğu haberi geldi. Çok genç yaşta ayrıldı Hakk'a yürüdü o da... Bu arada Abdullah Kurtuluş'u da anmak gerek. Yıllarca köyümüzde yaşadı. Sonra ailesiyle Londra'ya gitti. Tam rahata kavuşacağı anda ölüm haberi geldi köye... Yine Londra'ya gidip de bir daha dönmeyenlerden biri Oğuz Torun'un hanımı Huriye Abla oldu. Yıllarca köyümüzde yaşayan Huriye Abla, kaderin oyunuyla gurbetten gurbete koşmuştu. Türkiye’den Kıbrıs’a ve oradan da İngiltere’ye... Kader oyununu Londra’da oynadı ona. Bir gün köye onun da ölüm haberi geldi... Huriye Abla da nur içinde yatsın sevdiğimiz bir insandı. Konuşkan hoşsohbet biriydi.
Hatçe Teyzemizi gördüm. Dualar okudum. Hatice Günece... Ortaokul sıralarında portakala giderdik Güzelyurt'a... Güzel ve genç kızlar olurdu başka köylerden. Onlara takılırdık. Hatçe Abla bize bakar, bize gülerdi. Biraz aşırıya kaçarsak kızardı. "Dadında bırakın" derdi. Sigarayı çok severdi. Dudaklarından hiç düşmezdi sigara. Bize analık yapardı hep. Korurdu bizi. Hakkımızı savunurdu. Elçibaşı bize kızarsa ona "O çocuklara dokanmayın, onlar çok iyi çalışıyor" diyerek bize destek verirdi. 
Nuri Çığşar, Paşa idi. “Paşa” diye bilinirdi. Ama bir lakabı daha vardı ki herkes onu bu isimle bilirdi. "Yani" bu kelimeyi çok kullandığı için herkes ona “Yani” derdi. Nuri Çığşar, yıllardır köy meydanındaki kahveyi işletti. Vesselam gelmiş geçmiş “en iyi çay demleyen kahveci” olarak bilinir. Dükkânı hiç kapatmaz, hep açık kalır. Kapalı olsa da birileri gider, evden anahtarı alır, gelir açardı kahveyi. Dünya kupası maçları o zamanlar köy kahvesinde izlenirdi. Köyde bir tek burada televizyon vardı o zamanlar. TV’yi dışarı çıkarır ve çay demlerdi. Herkese verirdi. Para verenden alır, vermeyene seslenmezdi. “Masraf çıksın yeter” derdi. Bir gece Almanya'nın maçını izliyoruz. Paşa ocağa gidiyor, fakat gitmesiyle koşması bir oluyordu. Önce kimse anlamadı. Sonra dayanamayıp, “yahu bu spiker de ikide birde ‘iş tehlike’ diye bağırıyor. Gelip bakıyorum bir şey yok. Niye ‘iş tehlike’ diyor ki” deyince herkes gülmeye başladı. O zamanlar Almanların ünlü bir futbolcusu var. Adı Ştilike. Top her ona geldiğinde spiker “Ştilike…” diye bağırınca Paşa da “iş tehlike” anlayıp koşuyormuş...
Ahmet Bertiz de köyün çok farklı, çok değişik simalarından biriydi. Tam bir Kemal Sunal hastasıydı. Kahvede Kemal Sunal'ın filmi başladığında gülmekten yere yatar, daha Kemal Sunal çıkarken "dayanamayacağım" deyip yerlere yatardı gülmekten... Maç hastasıydı. Köyün hiçbir maçını kaçırmazdı. Hakemlere sövmekten kendini alamaz, heyecandan yerinde duramazdı. Bir de kulüpte tombala oynamayı sever, numaralar çıkmazsa kağıda ceza verir, ayakkabısıyla onu döverdi. Ahmet Bertiz de hiç unutamayacağımız kişilerden biriydi. Nur içinde yatsın... 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    E-Gazete
    • Haberal Kıbrıslı Gazetesi - Haber Merkezi - 22 Mayıs 2014 Manşeti
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV