Nikos Anastasiadis: "Güveni yeniden inşa edeceksek, Maraş gibi etkili GYÖ’ler ortaya çıkmalı"

Nikos Anastasiadis: "Güveni yeniden inşa edeceksek, Maraş gibi etkili GYÖ’ler ortaya çıkmalı"
banner23

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Politis gazetesine verdiği söyleşisinin bugün yayınlanan ikinci kısmında Kıbrıs sorunu, tek yanlı olarak ilan edilen sözde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve Türk-Yunan meselelerine değindiği belirtildi.

Anastasiadis’in söyleşisinde, kısa süre önce BM Genel Sekreterine gönderdiği mektup ve Güven Yaratıcı Önlemler (GYÖ) konusuna da değindiğini yazan gazete, Anastasiadis’in kısa süre önce BM Genel Sekreterine gönderdiği mektubun yeni olarak ne içerdiği konusundaki soruya kısaca şu yanıtı verdiğini iletti:

“Diyalog için gerçekten uygun ve yaratıcı bir ortam meydana getirilmesi için, buna katkıda bulunacak esaslı güven yaratıcı önlemler önerdim: BM idaresi altında Maraş, tek bir FIR olacağından BM idaresi altında Ercan Havalimanı, Mağusa Limanının Avrupa Birliğinin 10’uncu protokolü altında faaliyet göstermesi, Kıbrıs bayraklı gemilerin Türk limanlarına yanaşmasının kabul edilmesi ve hidrokarbonlarla ilgili olarak da eskiden sunduğumuz öneri.”

Güven Yaratıcı Önlemlerin yüzeysel şeyler olmadığını da dile getiren Anastasiadis, güveni yeniden inşa edecek gerçek faydalar ortaya çıkacaksa, Maraş gibi etkili GYÖ’ler ortaya çıkması gerektiğini öne sürdü.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın dış dünyayla bağlantıları olmadığı konusunda şikayet ettiği iddiasında da bulunan Anastasiadis, sözlerinin devamında “eğer halkını umursuyorsa, iki toplumda da hem diyalog, hem de çözüm için irade olacağı hissiyatını meydana getirecek elle tutulur önlemlerle ilerleyelim” iddiasında bulundu.

SÖZDE RUM MEB’İ KONUSU…

Tek yanlı olarak ilan edilen sözde Rum Münhasır Ekonomik Bölgesinin korunup korunmadığı konusundaki bir soruya karşılık ise Anastasiadis, ittifaklar olmasaydı, İsrail’in, anlaşmayı iptal etmeleri durumunda, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerine üç katı MEB verme konusundaki önerisini kolayca kabul edebileceğini öne sürdü.

Aynı şeyin Mısır’la da geçerli olduğunu da dile getiren Anastasiadis, uluslararası anlamda güçlenmeden bahsederek “yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti MEB’ini tanıyan anlaşmaların uluslararası olarak onaylanmakla kalmayıp, bunların deniz hukukuna dayanmakta olduklarını” da söyledi.

Türkiye’nin geçmişteki tezinin son yıllarda olduğundan oldukça farklı olduğunu da iddia eden Anastasiadis, bunun yalnızca Güney Kıbrıs aleyhinde olmadığını da öne sürerek “Türkiye’nin yayılmacı ve revizyonist tutumuna, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mavi Vatan vizyonuna, aynı zamanda Suriye, Libya, Dağlık Karabağ ve Ege’deki müdahalelere” atıfta bulundu.

Münhasır Ekonomik Bölgeyi, yaptıkları anlaşmalar ve komşu devletlerle geliştirmiş oldukları işbirliğiyle belirlediklerinin tek gerçek olmadığını da dile getiren Anastasiadis, büyük şirketlere lisans vermelerine izin verilmesinin de gerçek olduğunu ileri sürdü.

Şirketlerin lisans sahibi oldukları yerlerde ve büyük şirketleri ilgilendiren yerlerde Türklerin sondaj yapmasının düşünülmediğini ifade eden Anastasiadis, sözlerinin devamında “Türkiye’nin sahip olduğu savaş mekanizmasına sahip olmayan küçük bir devletten, Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ne istiyorsunuz? Uluslararası hukukta ısrar etmesinin haricinde, haklarını her şekilde güvenceye almaya çalışarak nasıl tepki vermesini isterdiniz?” sorularını da sordu.

“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin korunmasına ilişkin caydırıcı güce, ekonomilerinin izin verdiği ölçüde sahip olduklarını” dile getiren Anastasiadis, konunun, problemin savaşla değil diyalogla çözülmesi olduğunu savundu.

TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ VE KIBRIS SORUNU

Türkiye ile Yunanistan’ın Kıbrıs sorunundan bağımsız olarak müzakerelerde bulundukları ve Kıbrıs sorunu olmadan Türk-Yunan meselelerinde bir çözüme ulaşmaları durumunda Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’i destekleyip desteklemeyeceği konusundaki bir soruya ise Anastasiadis “neden desteklemeyim” yanıtını verdi.

Durumların böyle devam etmesini ve ilişkilerin iyileşmesini umduğunu dile getiren Anastasiadis, iyi bir ilişkinin Kıbrıs sorununun çözümüne de katkıda bulunacağını savundu.

“DESANTRALİZASYON BAŞKA, İKİ DEVLET BAŞKA”

Söyleşide kendisine iki devletle ilgili sorular da yöneltilen Anastasiadis, ilk önce BM Genel Sekreterinin eski Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin bu durumdan sorumlu olduğuna dair bahsedilen şeyden başlamak istediğini belirterek (kısa süre önce Fileleftheros gazetesine verdiği söyleşiden bahsediyor), konuya ilişkin olarak sorulan soruya verdiği yanıtın okunması durumunda, atıfta bulunulanın Eide olmadığını ifade etti.

Bütün hikayenin yetkilerin desantralize edilmesi için sunduğu önerinin sonucunda ortaya çıktığını iddia eden Anastasiadis, bunu “bir devletin, diğerini haklarından mahrum bırakacağı endişesi olmadan, devletlere daha fazla yetki verilmesi” şeklinde açıkladı.

“Hiçbir zaman ne Sayın Çavuşoğlu’na, ne de Başpiskopos’a iki devletle ilgili bir atıfta bulunmadığını” öne süren Anastasiadis, İspanya’nın içişlerinde karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili somut örnekler vererek, bunun ne uluslararası toplum, ne de AB tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığı konusunda iki devletle ilgili analiz yaptığını ifade etti.

Bunun mümkün olmadığını yineleyen ve Avrupa Birliğinin iki Kıbrıs devletini kabul etmesinin mümkün olmadığını iddia eden Anastasiadis, tekrarladığı şeyin yetkilerin desantralize edilmesiyle alakalı olduğunu belirterek, merkezi devlet ne kadar az yetkiye sahip olursa, bunun daha sürdürebilir olacağını çünkü güvenin yeniden inşa edileceğini öne sürdü.

Dönemin Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’yla “non-encroachment rule” konusunu görüştüklerini de anımsatan Anastasiadis “bunun gerek merkezi hükümetin iki devletçikten herhangi birinin içişlerine müdahale etmemesi, gerek de devletçiklerden birinin merkezi hükümet veya diğer devletçiğin içişlerine müdahale etmemesi anlamına geldiğini” izah etti.

Anastasiadis sözlerini kısaca şöyle sürdürdü:

“Dolayısıyla, hem yasama gücünün kabul edilen emniyet sübaplarının sonucunda, hem de Bakanlar Kurulunun bileşimiyle ilgili olarak, Kıbrıslı Türklerin, Bakanlar Kurulunun çoğunluğu önerisinin Kıbrıs Türk toplumunun menfaatlerini göz ardı edebileceğine inandıkları noktada, Kıbrıslı Türklerin olumlu oyunun olması kararı alınmasının mecburi olması önerildi. Bir durum kötüye kullanılıyorsa, anlaşmazlıkların çözümü için bir mekanizma olsun. Bu siyasi eşitliktir. Bir tarafın endişelerini ve menfaatlerini kendisine sunulan mekanizma aracılığıyla korursun ve her karar için de olumlu bir oya sahip olman gerekmez. Bu şekilde ise devletin, bir devletçiğin muhtemelen kontrollü idaresi tarafından yönetilmesine izin veriyorsunuz. Ayrıca burada bir şeyi düzeltmek istiyorum: güvenlik konusunun ilk kez gündeme geldiği yer Crans Montana değildi. Bu mesele 2014 yılında dönemin İngiltere Başbakanı David Cameron’la gerçekleştirdiğim görüşmede başladı.”

İlgili bir soruya yanıtında, bunun Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias’ın önerisi olmadığını söyleyen Anastasiadis, İngiltere’nin tezinin değiştiğini ve iki devletçikten biri bunu istemezse, kendilerinin garantör olmayı sürdürmeyi istemeyeceklerini söylediğini ifade etti.

Anastasiadis bunun Crans Montana’nın çok öncesindeki bir doktrin olduğunu da savundu.

Demecinde ABD ve Rusya’yla olan ilişkilerinden de söz eden Anastasiadis, Rum hükümetinin dışlama temelinde bir politika yürütmediğini ve dostlarının Türkiye’yle anlaşmazlık içerisinde olmasının kendilerinin yararına olduğuna inanmadıklarını sözlerine ekledi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner1

banner3

banner18