Garantörlük, Türk askerinin varlığı ve siyasi eşitlik müzakere edilemez

Rum yönetimi, en temel isteği olan Garantörlüğün iptali konusunu, Akıncı’nın gafleti-ihaneti sonucu pazarlık konusu yapmayı-müzakere masasına getirmeyi başarmıştır.. Sadece bunu başarmamış, BM Genel Sekreteri Guterres’in belgesine de koydurmayı başarmıştır…
Sadece bu kadar değil, Akıncı’nın Türkiye’yi, hükümeti ve Meclisi dışlayarak, Halkın iradesini çiğneyerek kendi aklına göre yaptığı “Guterres belgesini stratejik bir anlaşma olarak imzalama” önerisi ile, ilk kez bir KKTC yetkilisine kabul ettirmiştir
Bugüne kadar Talat dahil hiçbir KKTC Cumhurbaşkanının kabul etmediği garantörlüğü pazarlık konusu yapmayı ve iptalini görüşmeyi, bu konuda oybirliğiyle alınmış bir Meclis kararı olmasına karşın, o kararı paspas yapıp çiğneyerek büyük bir sorumsuzlukla yapmıştır..
 
1960 ANLAŞMALARINDAKİ TEMEL KAZANIMLARIMIZ
Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının 1959-1960 anlaşmalarında büyük mücadelelerle elde ettiği en önemli kalıcı kazanım iki temel husustu:
1-    Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü
2-    Kıbrıs Türk Halkının, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran iki eşit kurucu ortak halktan biri olması
Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü demek, adada Türk-Yunan dengesinin tesis edilmesi, tek yanlı müdahale hakkının bulunması ve adada bu müdahaleyi anında başlatacak olan Türk ordusunun bir  birliğinin bulunması demekti.. 
Nitekim, Garanti Anlaşması ile Türkiye’ye tek yanlı müdahale hakkı tanınmış ve 650 kişilik Türk Kuvvetleri Alayı 82 yıl sonra adaya ayak basmıştı...
Kıbrıs Türk halkının, yeni Cumhuriyeti kuran iki eşit kurucu ortak halktan biri olması da 1960 Anayasası ile sağlanmış ve Halkımız, bir azınlık cemaat olarak nitelenirken, yönetici iki eşit halktan biri olmuştu...
Rum-Yunan ikilisinin hiçbir zaman hazmetmediği bu iki husus oldu...
Niye?
Çünkü bu iki temel husus, adanın Yunanistan’a bağlanmasını, yani ENOSİS’i ebediyen gömmekte idi...ENOSİS girişiminin eşit siyasi haklara sahip Türk ortak tarafından Anayasal yollardan önlenmesi mümkündü...Zora başvurulursa, Türkiye, anlaşmalardan kaynaklanan tek yanlı müdahale hakkı ile ENOSİSİ silahlı güç kullanarak meşru şekilde önleyebilirdi...
Bu nedenledir ki, anlaşmaların imzalanmasından sonra Rum-Yunan ikilisinin esas hedefi anlaşmaları değiştirmek için hazırlanmak oldu...
Birinci hedefleri, Türklere siyasi eşitlik ve kurucu ortaklık sağlayan Anayasa maddelerinin değiştirilerek ENOSİS önündeki Anayasal engelin aşılmasıydı....
İkinci hedefleri ise “tam bağımsız Kıbrıs” diyerek garanti anlaşmalarının iptal edilmesi ve ENOSİS halinde Türk ordusunun müdahalesini önlemekti...
Önerileri reddedilince 21 Aralık 1963’de silaha sarılıp saldırıya geçtiler ve bugünlere geldik...

RUM’UN  GÖRÜŞMELERDEKİ TÜM HEDEFİ BU KAZANIMLARI YOK ETMEK OLDU
O günden bugüne geçen 55 yıllık süre içinde yapılan bütün görüşmelerde, BM nezdinde ve uluslararası platformlarda yaptıkları tüm diplomatik girişimlerde ana stratejileri hiç değişmedi:
- Garantörlük kaldırılsın, olmazsa tek yanlı müdahale hakkı kalksın, olmazsa çok uluslu garantörlük olsun
- Azınlık-çoğunluk ilişkisi kurulsun, %18’lik Türklere çok haklar verildi...%18 ile %82 eşit olamaz...Bu adaletsizliktir...
Gelmiş geçmiş tüm Rum liderler, şimdi de Anastasiadis, hala aynı çizgi üzerinde gitmektedir...
Kıbrıs Türk Halkı, 1968’den bu yana devam eden bütün müzakere süreci boyunca bu iki husustan hiç ödün vermedi, herşeyi müzakere etti ama bu iki hususu müzakere etmedi...
Denktaş’a “uzlaşmaz” damgasının vurulması da bu nedenledir...
İçimizdeki teslimiyetçi sol ise, Rumun bu stratejisini hiçbir zaman anlayamadıkları veya anlamak istemedikleri, veya misyonları bu olduğu için, görevde olduğu süre içinde, Rum ağzıyla Denktaş’a “uzlaşmaz” demeyi sürdürdüler...
Ve, ne yazık ki şimdi masada hasbelkader, Kıbrıs sorununun bu özetlediğim ana unsurlarını hiçbir zaman anlamayan, müzakere edilemeyecek temel ilkelerimizden bihaber olan ve müzakere teknikleri konusunda cehalet içinde bulunan, teslimiyetçiliği barışçılık-uzlaşmacılık sanan Akıncı vardır..
Rum-Yunan ikilisi ve destekçileri AB, İngiltere, ABD bu durumu çok iyi değerlendirerek son bir hamle yaptılar:
Buna göre, Akıncı’nın seçilmesine büyük destek veren dış güçler, yeni bir görüşme süreci başlattılar..Bu görüşme sürecinde tüm kırmızı çizgilerimizi Akıncı sayesinde pazarlığa açtırdılar..Güya çözüm ve barış için Annan Planındaki Rum itirazlarını giderip emperyalist bir çözüme kapı açmaya çalıştılar..55  yıldır bize kabul ettiremedikleri, müzakeresini dahi kabul etmediğimiz Enosis önündeki temel iki engeli kaldırmak için epeyi yol aldılar…Akıncı’nın Guterres belgesi temelinde bir anlaşmayı kabul etmesiyle önümüzdeki sonbaharda son bir adım daha atacaklar…Garantörlüğü iptal eden veya sulandıran, eşitliğimizi kağıt üzerinde bırakan bir teslim anlaşması ile Rum egemenliğine ve ENOSİS’e kapı açacaklar…
“AB içinde enosis zaten gerçekleşmiştir” diyebilirsiniz...
Doğrudur, ancak adanın Kuzeyinde egemenlikleri yoktur...
Bu nedenle ara hedefleri, tüm adada mutlak bir Rum egemenliğinin kurulmasını ve Türkiye’nin garantisi dışına çıkarılmış Türk Halkının azınlık yapılmasını sağlayacak temel isteklerini bize kabul ettirmektir...
Bunun da yolu KKTC’nin tasfiyesi ve Türk-Yunan dengesinin bozularak Kıbrıs’ın Türkiye ile olan bağlarının koparılmasıdır...

GARANTÖRLÜK VE EŞİTLİK MÜZAKERE EDİLEMEZ
Bu nedenledir ki “garantörlük ve siyasi eşitlik, yani KKTC’nin Rum devleti ile eşitliği ve anlaşmanın eşit-egemen iki devlete dayanması pazarlık konusu değildir” diyoruz...
Akıncı’nın Meclis kararını çiğneyerek, yaşamsal önemdeki bu iki temel unsuru pazarlık konusu yapmasıyla bastığımız zemin son derece kaygan hale gelmiştir...
Göreceksiniz, sonbaharda görüşmelerin başlamasıyla Anastasiadis, diğer tüm isteklerinden vazgeçecek, ancak karşılığında bu iki temel isteğini almak isteyecek ve güya büyük bir ödün vermiş, büyük bir iyi niyet ve uzlaşma örneği sergilemiş olacaktır....
AB, BM ve ABD de bize dönüp “bakın onlar 13 isteklerinin 11’inden vazgeçti, siz de son iki isteklerini kabul edin. AB’a katılın, ambargodan kurtulun, Euro kullanın, ekonomik krizden, TL’den ve Türkiye’den kurtulun, zengin olun” diye bastıracaklardır...
Dolayısı ile yapılması gereken, şimdiden her gün tek bir ağızdan garantörlüğün, siyasi eşitliğin ve KKTC’nin devlet varlığının kesinlikle müzakere-pazarlık konusu olmadığını belirtmek ve bunu kabul ettirmeden masaya oturmamaktır...Bunun için Meclis’ten mümkün olan çoğunlukla yeni bir karar çıkarmaktır..
Aksi bir tavır, Kıbrıs’ın 2. Girit olmasını sağlayacak süreci başlatacak olan, büyük bir stratejik hata olacaktır...

YORUM EKLE

banner1

banner3