Fiili barışın ateş-kes anlaşmasına dayanması vicdani ret konusunda bir çelişki değil; tam aksi vicdani red konusunu gereksiz kılan bir durumdur

Vicdani Ret konusunda savunduğumuz güçlü argümanlara karşı yanıt vermekte zorlananlar, kendilerine göre, güya bir çelişkimizi yakaladılar…
Koca koca adamlar, gerek gazete köşelerinde, gerekse sosyal medyada dönüp dönüp sözümona bu “çelişkiye!” sarılarak güçlü argümanlarımızı çürütmeye çalışıyorlar… Hatta ülkenin Başbakanı bile, Meclis kürsüsünde bu gülünç gerekçeye sarılarak vicdani ret savunması yapmaya kalktı…
Diyorlar ki, “bugüne kadar 1974’de adaya barış geldiğini, barış ortamı olduğunu söylediniz, oysa şimdi ateş-kes olduğunu ve ateş-kes koşullarında vicdani ret olamayacağını söylüyorsunuz…Böylece, hem çelişkiye düşüyorsunuz, hem de vicdani ret’e karşı çıkmak için adada barış olmadığını itiraf ediyorsunuz…”
ÇELİŞKİ YOK, SAPTIRMA VAR
Oysa sürekli olarak savunduğumuz gerçekler konusunda hiçbir çelişki yok, ancak söylediklerimizi çarpıtma çabası vardır...
Son 44 yıldır içinde bulunduğumuz ve sürekli olarak yazılarımızda, konferanslarımızda, kitaplarımızda vurguladığımız durumun tarifi şöyledir: 
- 1974 BARIŞ HAREKATI’NDAN BU YANA KIBRIS’TA VAROLAN DURUMUN ADI “ATEŞ-KES KOŞULLARI ALTINDA FİİLİ BARIŞTIR...ARANAN İSE HUKUKİ TEMELE DAYANACAK BİR BARIŞ ANLAŞMASIDIR
Bunu da tüm kitaplarımda ve yazılarımda her zaman vurguladım. Yani yeni birşey söylemiyoruz...Çelişki içinde değiliz. Dün ne söylediysek, bugün de aynısını söylüyoruz…
Evet, 1974'de Türk Barış Harekatı ile adaya fiili olarak barış geldi. Sınırda Rum askerlerin alçakça pusu sonucu vurduğu 2 mücahit, 1 de Türk Alayı mensubu askerimiz dışında şehidimiz yok… Evlerimizden, yollardan, işyerlerinden, tarlalardan alınıp öldürülmüyoruz, kör kuyulara atılmıyoruz...
Türk askerinin adadaki varlığı nedeniyle, AKRİTAS VE İFESTOS soykırım planlarında öngörüldüğü gibi toplu bir soykırımdan geçirilme korkumuz yok...
Aynı şekilde Güney'e de barış, ekonomik refah ve huzur geldi...

1974 ÖNCESİ DURUM NEYDİ

1974 öncesini anımsayın: 
Yunan Genel Kurmayı tarafından yönetilen “EOKA B”, her gün Rum solcularını ve Makarioscuları öldürmekteydi...Suikast ve bombalama eylemleri yapmaktaydı...15 Temmuz'da ise kanlı bir darbe yaptılar, kendi kardeşlerinden 2000 kişiyi acımasızca katleden ve 10 bin AKEL üyesini katletmek üzere listeleyen faşist katiller iktidara geldiler; İFESTOS soykırım planını uygulama hazırlığına başladılar...( Yunan alayında ele geçirilen soykırım planının adıdır)..
Türk Halkı ise, 11 yıl boyunca, sıkıştırıldığı adanın %3’ünde, Rumların insanlık dışı kuşatmasında, açlık ve sefalet içinde, can ve mal güvenliğinden yoksun, ekonomik hayattan koparılmış, kurucusu olduğu devletinden atılmış, her an soykırım tehdidi altında, sadece Anavatan Türkiye’nin gönderdiği para, yiyecek ve giyecek yardımları ile yaşamını sürdürmekteydi..
İşte Türk Barış Harekatı ile bütün bunlar son buldu, katliam ve soykırım planlarını uygulama fırsatı bulamadılar…Faşist darbecilerin Güneydeki iktidarları yıkıldı…Güney’e iç barış, huzur, demokrasi ve ekonomik refah geldi..
Kıbrıs Türk halkı da aynı şekilde, mutlak bir soykırımdan kurtuldu…Self-determinasyon hakkını özgürce kullanacağı coğrafi koşullara ve güvenliğe kavuştu…Buna dayanarak kendi özgür iradesi ile bağımsız-egemen devletini kurdu..Ekonomik gelişimine başladı…1974 öncesi 548 dolar olan kişi başına düşen milli gelirini 12000-14000 dolar seviyesine çıkardı…
Ve, Türk Barış Harekatı, Türk ordusu, Anavatan Türkiye sayesinde, 44 yıldır iki komşu devlet, iki komşu halk olarak, ateş-kes koşullarında güvenlik ve FİİLİ BARIŞ ortamı içinde yaşıyoruz .

FİİLİ BARIŞ VAR.

Evet, altını yeniden çiziyorum: Bu, her zaman söylediğim gibi, ateş-kes koşullarında devam eden FİİLİ BİR BARIŞTIR...
Bunun hukuki temele oturması için iki taraf arasında bir barış anlaşmasının imzalanması gerekmektedir...
Rahmetli kurucu Cumhurbaşkanımız ve liderimiz Denktaş’ın zorlamasıyla imzalanan 1977-79 Doruk anlaşmalarından bu yana böyle bir anlaşma yapılması için herşeyi yaptık...
Ne ki, Rum eski Dışişleri Bakanı Rolandis'in de birçok kez dediği gibi, Rum-Yunan ikilisinin hakimiyetçi emelleri nedeniyle 15 BM Planını reddetmesi, 2004’de Annan Planına hayır demesi ve en son Crans Montana görüşmelerini çıkmaza sürüklemesi nedeniyle, Türk ordusunun sağladığı ve 44 yıldır devam eden FİİLİ BARIŞ ORTAMI, hukuki bir zemine oturmamış, bir barış anlaşmasıyla taçlandırılamamıştır…
Dolayısıyla Türk askerinin sağladığı FİİLİ BARIŞ ORTAMI, 44 yıldır ateş-kes anlaşmasına dayanmaya devam etmektedir...
Hukuki zemine dayalı bir barış anlaşması yapılmamasının esas nedeni, Rum-Yunan ikilisinin, gün gele bir zaaf anımızı yakalayıp yeniden saldırıya geçme ve tüm adaya hakim olma planlarıdır…
Nitekim Türkiye’deki 15 Temmuz FETÖ darbesi günlerinde bir Yunan generali “hazırlıksız yakalandık, yoksa darbe sürerken bir yıldırım harekatı ile Girne dahil tüm Kuzey’i alabilirdik. Bundan sonra benzer bir durumda Kuzeyi almak için hazırlıklı olmalıyız” demiştir…
Türk ordusunun güçlü varlığı nedeniyledir ki, mevcut fiili barış ortamı, hakimiyetçi-yayılmacı Rum tarafınca bozulmaya cesaret edilememektedir...

YETER Kİ DEVLETİMİZE VE ANAVATANA SAHİP ÇIKALIM

Bu nedenle vicdani ret savunucularının yukarıda aktardığım ve çok cahilce olduğu açık olan argümanlarına yanıtımız şudur:
Evet, 1974 Barış Harekatıyla Kıbrıs'a ve her iki tarafa barış, demokrasi ve özgürlük gelmiştir...Güneyde darbeci faşistler devrilmiş, ENOSİS önlenmiş, İFESTOS soykırım Planı hayata geçirilememiştir...Bu güvenli ortamda kendi Cumhuriyetimizi kurduk... Kıbrıs'ta nasıl bir barış anlaşması olursa olsun, KKTC sonsuza dek yaşayacaktır...Bir Konfederasyon içinde veya iki devletli bir çözüm şeklinde de olsa KKTC sonsuza dek varolacaktır..Bu süreç içinde bir barış anlaşması yapılmadığı sürece, ateşkes koşullarında fiili barış ortamı Türk askeri sayesinde devam edecektir...
Yeter ki biz kendi içimizde "vicdani ret" gibi gereksiz, art niyetli ve bölücü safsatalarla Rum-Yunan saldırganlığını cesaretlendirecek şekilde kendi güvenlik kuvvetlerimizi zaafa uğratmayalım...
Yeter ki, adaya ( her ilki tarafa) barışı, demokrasiyi ve özgürlüğü getiren ve devamını sağlayan Türk askerinin adadaki mevcudiyeti devam etsin...
Yeter ki, Rum-Yunan yayılmacılığını ve saldırganlığını cesaretlendirecek iç çatışma, bölünme gibi zaaflar yaratılmasın....
Yeter ki, birlik ve beraberliğimizi koruyalım, devletimize, egemenliğimize, bağımsızlığımıza, Anavatanımıza, ordumuza dört elle sarılalım, Rum yönetiminin ve emperyalist güçlerin “böl-yönet” taktiklerini, dış güçlerin işbirlikçilerinin ve 5. KOL’un faaliyetlerini boşa çıkaralım… 
Yeter ki, silahlanmaya günde 2 milyon euro harcayan, silahlanmada dünyada 7. sırada olan, İsrail, Fransa, ABD, gibi emperyalist ülkelerle askeri ittifaklar kuran, sürekli olarak saldırı tatbikatları yapan, tüm adaya hakim olmak ve egemenliğini kuzeye de yaymak isteyen ırkçı, ambargocu, hakimiyetçi, yayılmacı ırkçı, Türk düşmanı Rum-Yunan ikilisine karşı devletimizi korumakta kararlı olduğumuzu gösterelim...
Ancak bu kararlılığı gösterdiğimiz zamandır ki 44 yıldır ateş-kes koşullarında devam eden fiili barış, iki devlet arasında imzalanacak gerçeklere dayalı bir barış anlaşmasıyla hukuki bir zemine oturacaktır…
Bunun aksi davranışlar, iç cephede bölünme ve zaaflar yaratmak, Anavatana ve ordumuza saldırmak, vicdani-ret gibi gereksiz ve zamansız işler yapmak, kalıcı bir barış anlaşmasına değil, ancak ve ancak Rum saldırganlığını cesaretlendirmeye, 44 yıldır devam eden fiili barışın bozulmasına ve yeni bir savaşa hızmet edecektir…

YORUM EKLE

banner1

banner19

banner3

banner18