Aşk Acısı

Acıların en eşitlikçisidir aşk acısı. Dil, din, ırk, cinsiyet ayırt etmez… ‘Aşk acısı geçmez’ demek yerine bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirmeniz mümkün. Nasıl mı? İşte size aşk acısı ile baş etmenin bilimsel yöntemleri… 

Evrensel duygu Aşk’ın, kendi gibi, din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeyen acısı, acıların belki de en eşitlikçisidir. Beraberinde hayal kırıklığı, şok, kızgınlık, melankoli, yalnızlık, kafa karışıklığı, üzüntü, güvensizlik ve korku gibi dev duygularla gelen ayrılık sonrası aşk acısından birçoğumuz nasibimizi almış, akıbetini yaşamışızdır. Peki, nedir bu acıyı sağlıklı bir şekilde yaşayabilmenin sırrı? Ve neler bizi iyileşme sürecine götürür? 

Tüm acılara rağmen aşk için çekilen acılar bir yandan da zihin açısından öğreticidir. Kişiyi geliştirir ve daha üstün bir bilinç düzeyine taşır. Hayata farklı yönlerden bakma yetisi kazandırır. Çünkü bir insan başka bir insanın duygularına ne kadar derinlemesine bakılabilirse, kendi ruhsal dünyasına da o kadar derinlemesine bakabilir. Kısacası âşık olunan insan, o kişinin aynasıdır aynı zamanda. Çekilen çile, hüzün ve acı insana kendini tanıması için önemli bir fırsat yaratmış da olabilir.

Mevlana’nın aşkla ilgili ünlü bir sözü vardır: aşk acısı taşımayan yürek ya deliye aittir, ya ölüye. Yani bu süreç her insanın başına gelebilecek doğal bir süreçtir. Ancak başlangıçtaki pozitif duygulanım ve bitişteki negatif duygulanım o kadar derindir ki, aradan yıllar geçtiğinde bile kişi bu durumu ayrıntılı bir şekilde hatırlar. Aşk ilişkilerinin ruhsal yapıdaki ve beyindeki etkisinin kısa bir sürede sona ermesi bu çok yoğun duygulanımdan dolayı mümkün değildir. Bu yüzden bu duygular zaman içinde yavaş yavaş azalır ve yatışır.

Başlangıçta bu acı hiç bitmeyecek gibidir.

Ayrılığın hemen başlarında giderek yoğunlaşan ve giderek derinleşen dayanamıyorum hissi çoğu kişide uzun zaman sonra azalır. Yine de bu durum sevgilinin tamamen unutulacağı ve bir daha hiç hatırlanmayacağı anlamına gelmez. Daha nadiren kimi kişide ise yıllar içince bu acı daha da artarak devam edip daha fena bir hale dönüşebilir. Sonuçta aslında aşk acısı duygusu bir tür yas reaksiyonudur. Sanki ölmüş birisine ağlayıp giderek bu sürece alışmak gibi.

Aşk acısı bir arkadaş veya sosyal çevredeki bir tanıdıktan ayrılmadan çok daha derin acı vericidir. Beynin daha ilkel bölümlerinde, amigdalada ve limbik sistemde çok yoğun bir ateşlenmeye sebep olur. Çünkü âşık olunan kişi genellikle çocukluk çağında muhatap olunan anne baba veya diğer figürlerin bir türevi olabilmektedir. Üç yaşındaki bir çocuğun sokağa bırakıldığındakine benzer bir çaresizlik, yalnızlık, terk edilme duygularına sebep olur. Beynin bu çalışma sistemi yüzünden kadın babaya benzeyen erkeklerden, erkek ise anneye benzeyen kadınlardan elektrik alır.

Bu acı o bazen kadar gerçektir ki bazen zihin dayanamaz ve bunu bedene yansıtır. Baş ağrısı, sırt ağrısı, karın ağrısı, bulantı, şişkinlik, cinsen sorunlar gibi bedensel rahatsızlıklar da ilave olur. 

Ayrıldıktan hemen sonra başlayan ve gittikçe çoğalıyormuş gibi gelen ‘dayanamıyorum’ hissi elbette zamanla azalacak ve üstesinden gelmeye başladığınızı göreceksiniz. Beyin iyileşmeyi talep ediyor fakat beklentilerine cevap bulamayınca uyuşturucu bağımlılarının hissettiği gibi bir duygu hissetmeye başlayacaktır. Bu acı zamanla azalacaktır. Azalma aşamasında beyin sizden bazı sersemlikler yapmanızı talep edebilir. Sarhoşken eski sevgilinizi aramak, son kez sevişmek istemek gibi…

KARŞI KOYMAKTANSA KABULLENMEK 

Hislerle anlaşma içinde olabilmek devam edebilmek için atıla bilinecek ilk adım. Mutluymuş gibi davranmaktan çok, “mutsuzum” diyebilmek gücün kaynağı; kaybettiklerine, hissettiklerine rağmen hayatın (sübjektif) anlamını koruyabilmek. Acıyı kabullenmek, ona karşı direnmemek; kalbimizin çarpmak istediği şiddette çarpmasına izin vermek büyük ehemmiyet taşıyor bu süreçte. Çünkü duygulara karşı koymak, gerçeğe karşı koymakla es anlamlı. Acıdan kaçmak ise, ayrılıktan kaçmak esasında. Popüler kültür “her şeyin ilacı zaman” diyerek, çaresini zaman koşmuştur yaralarımızın. Maalesef bu ifade biçimi birçokları tarafından eksik yorumlanmış ve sonucunda her acının zamanla tesadüfi ve mucizevi bir şekilde iyileşeceği yanılgısını bırakmıştır bizlerde. Hâlbuki bilinçli bir çabadır iyileşmek. Kendiliğinden, düşünmeden, istemeden, kazara gerçekleşmez. Zaman değil, zamanla ne yaptığımızdır bizi iyileştirecek olan. Kabullenmek bu yüzden bu denli vurgulanan bir adımdır iyileşme sürecinde. Ne zaman kaçmayı bırakıp ayrılığı beraberindeki kederle kabulleniriz, o zaman başlar iyileşme sürecimiz. Çünkü kabullenmek kendine acımayı bırakıp, harekete geçmenin ön koşuludur. Kabullenmek, hayatın bize sunduklarını değerlendirebilmektir; çünkü eğer izin verirsek, kayıplar kazançlar kadar güç verir.

Tedavide ne yapılabilir?

Aşk acısını unutmanın en önemli birinci yolu bu acıyı ısrarla unutmaya çalışmamaktır. Çünkü zihin yaşanan olayı unutmaz, ancak duygusu zamanla yatışır. Unutmaya çalıştıkça bu duygu unutulmak yerine zihnin daha derin kısımlarına bastırılır. Onu artık unutmak zorundayım, artık ne olursa olsun onu kalbimden söküp atmalıyım, onu aklımdan çıkarmak istiyorum gibi cümlelerle beyni zorlamak çoğunlukla işe yaramaz. Aslında unutmak için harcanan enerji unutmaya değil tersine onu daha fazla hatırlamaya sebep olur. Bu durum da aşk acısının büyümesine, daha çetin ve dayanılmaz bir acı veren hale dönüşmesini sağlar. 

Bu konudaki yapılacak en önemli davranışlardan birisi zamana bırakmak, aklına geldikçe bir dostla paylaşmak veya bu duyguları kendi kendine itiraf etmektir. Farklı meşguliyetler bulmak, zihni sürekli aynı acıyı yaşamaktan uzaklaştırır. Yeni sevgili bulup rahatlama yöntemi genel olarak önerilmez. Aksi durumda beyin aynı acıya tekrar tekrar maruz kalmaktadır. Çünkü bulunan yeni sevgili eski sevgilinin bir benzeridir aslında.

Eski sevgiliyi özlemek, ondan uzak kalmak, ona aşırı derecede değer vermek sonucunda onunla ilgili güzel anılar daha çok zihne gelmeye başlar. Aslında onunla yaşanan birçok olumsuz anı da bulunmaktadır. Gerçek olan onun hem olumlu hem de olumsuz yönlerinin olduğudur. Onun hem iyi yönlerini hem de olumsuz yönlerini beraberce görebilmek de tedavide etkilidir.

Onu zihinden ve hayatından çıkarmanın bir başka yolu onu hatırlatan obje ve sembolleri de hayatından yavaş yavaş çıkarmaktır. Çağrışım yapan hediyeler, E-mailler, mesajlar acıyı tekrarlamaktan başka bir işe yaramaz. Eski sevgilinin verdiği bir kolye, mektup, çiçek, saat, giysi ve onu herhangi bir şekilde hatırlatan her türlü nesne kişiye aşk acısını tekrar yaşatır.

Bu yüzden eski sevgiliyi özlemek fonksiyonu olan bu nesnelerin yavaş yavaş çöpe atılması yas sürecinin tamamlanmasında işe yarayacaktır. Onu hatırlatan objenin maddi veya manevi değeri ne olursa olsun eninde sonunda ondan kurtulmak hedefler arasında olmalıdır. Facebook gibi sosyal medya ağlarından onu takip etmek kesinlikle önerilmez.

Tüm bu farkındalıklara rağmen acı yine de aynı şekilde devam ediyor olabilir. Bu durumda çocukluktaki anne baba çocuk ilişkisinin daha ayrıntılı değerlendirilmesi önemlidir. Çocuğun anne babadan alamadığı en önemli temel duyguların neler olduğuna bakılır. Aidiyet duygusu, terk edilme, yalnızlık, sevgisizlik, değersizlik, korku, rekabet gibi duygulara ne kadar maruz kaldığına bakılır. Bununla ilgili olumsuz çocukluk çağı anılarının hatırlanıp bugünkü gözle tekrar bakılması hem acı verici bir yandan da acıyı giderek yatıştırıcı bir deneyim olur. Yine de bir uzmandan destek alma fikri her süreçte akılda tutulmalıdır.

ANI YAŞAYIP GELECEĞİ RAHAT BIRAKMAK

Ayrılık sürecinin sancılarını arttıran diğer bir eğilim ise kontrol etme eğilimidir, hem de en kontrolü bizde olmayan iki zaman dilimini: geçmişi ve geleceği. Geçmişi kurcalamamalı ve geleceği rahat bırakmalıyız; çünkü ikisinin üzerinde de hiçbir yaptırım gücümüz yok. Gerçek olan ve telafisi olmadan kaybolup giden tek bir yaşam var o da içinde bulunduğumuz şu zaman. Geçmişle ilgili pişmanlıklar, gelecek ile ilgili kurgular, içinde bulunduğunuz bu en değerli zamanı sizden çalar. Durum böyle olunca da, anı yaşamanın ve ondan korkmamanın önemini geliyor gündeme. Şu an acı çekiyorsanız, onu tamimiyle, korkusuzca yaşayın. Burada maksat, şu an acı çekerken “Hiçbir zaman düzelemeyeceğim”, “Bir daha kimseyi onun kadar isteyemeyeceğim” demek yerine, “Şu an, şu saniye acı çekiyorum ve bunu kabullenmeliyim.” diyebilmek; sadece şu ana odaklanıp, geçmişle geleceği şu anki acınıza dâhil etmemek. Çünkü neden korkarsak, kendimizi daha fazla ona çekeriz. Çünkü korkularımızı kendi düşüncelerimizde yaratırız ve bir süreden sonra karşımıza zaten ne çıkarsa da düşüncelerimizle onu korktuğumuz şey haline getiririz. 

KAZANÇLARI GÖZDEN GEÇİRMEK VE KENDİNİ TANIMAK

Ayrılık kararını sizin vermemiş olmanız, ayrılığın size getirilerinin olmayacağı anlamına gelmez. Hüzün ve acı insana kendini tanıtır. Onlarla ne kadar yoğun bir şekilde tanışırsanız kim olduğunuzu, ne istediğinizi, nelerin sizi üzüp, nelerin mutlu ettiğini daha iyi anlarsınız. Neticede, bazen en derin mutsuzluklarımız daha “ben ne istiyorum”a cevabımız olmadan istenme arzumuzdan kaynaklanmıyor mu? Kendinizi bu acının içindeyken araştırın, inceleyin ve keşfe çıkın, böylelikle duygularınızla birlikte karakterinizin de gelişmesine ve olgunlaşmasına izin vermiş olacaksınız. Böylelikle ileride yalnız kalmaktan korktuğunuz için değil büyüyebilmek için sever; arayışa değil, var olana verirsiniz enerjinizi. Kazançlarınızı gözden geçirmenin bir diğer popüler metodu da günlük tutmaktır. Günlük tutarken şu an içinde bulunduğunuz duygular kadar ayrılığın size getirdiği kazançlar için de yer ayırmayı unutmayın.  

Hayatınızın aşkı sizi terk ettiğinde, kendinizi delirmiş hissedersiniz. Ama bu tam olarak ‘delirmek ‘ten çok farklı bir histir. Aslında hissettiğiniz şey, beynin sinir sistemine ters düşen bir duygudur ve beyin bir süre buna alışamaz. Aşkı bu kez sondan başa, yeniden yaşamaya başlarsınız. Terk edildiğimizde, nörolojik olarak beynimizde neler olduğunu bilim açıklar. 

İlişkinizin kaç ay ya da kaç yıl sürdüğü önemli değil. Beyin her ayrılıkta aynı tepkiyi veriyor. İlk günlerde her şey size onu hatırlatıyor: Bir fotoğraf, birlikte gittiğiniz yerler, gün içinde aklınızdan geçen otomatik düşünceler... Beynin içindeki nöronlar tetikleniyor ve her şeyde ondan bir iz buluyorsunuz. Beyindeki bu bölüm aynı zamanda, uyuşturucu ve nikotin bağımlılığında da tetikleniyor. Anlayacağınız âşık olduğunuz insanı bırakmak, beyinde sigarayı bırakmak gibi tesir ediyor.

Sevgiliniz sizi terk ettiğinde, bazı fiziksel değişiklikler de hissetmeye başlarsınız. Omuzlarınıza bir ağrı çöker, bir türlü gevşeyip rahatlayamazsınız, midenize bir ağrı oturur ve belki bu hisse bir de batma acısı eklenir. Sanki kötü bir haber almışsınız gibi...

Ayrılık acısı sırasındaki beyin aktivitelerini inceleyen iki araştırma da aynı sonuca işaret ediyor: Ayrılık acısı, beynin fiziksel acıyı hissettiği bölgede yaşanıyor. Beyin vücudu kontrol ettiği için de acı acıyı çağırıyor. Böylece serbest bırakılan stres hormonları, hem kalbi, hem sindirim sistemini, hatta bağışıklık sistemini bile etkileyebiliyor. Bazı nadir görülen vakalarda bu stres kalbi zayıflatıp şişiriyor, bazen ölüme kadar gidebilen kardiyomiyopati ya da ‘kırık kalp sendromu’na yol açıyor. Neyse ki benzer vakalar nadiren bu tür olaylarla sonuçlanıyor.

Profesör Brown, acı hissinin genellikle 6 ay ile 2 yıl içinde azaldığını söylüyor. Ancak bu acı natürel sürecin bir parçası. Kaçış yok. “Bu bizi birlikte kalmaya iten bir sistem” diyor Brown: “Küçük bir ayrılıkta bile duygularımız inciniyor ancak başka bir insana tekrar bağlanmak için kendini tamir etmeye başlıyor.”

Kaynak: Yayınlanmış kaynaklardan yararlanılmıştır. 

YORUM EKLE

banner1

banner19

banner3

banner18